avare yıllar

entry3 galeri
    2.
  1. Orhan kemal'in su gibi akan romanı.

    "Çoğu sefer, çimenlerin üzerine sırt üstü uzanır, mavi gökte kayan hafif, beyaz bulutları seyrede seyrede, allah'ı ve onun meselelerini düşünürdüm.

    Kara karanlıkta, kara taşın üstündeki kara karıncanın bile attığı her adımı gören ve bunu ezelden tayin eden o...
    Kaderimizin hakimi, evrenin sahibi, iyiyi de, kötüyü de, şeytanı da yaratan.

    Bizden, bizim aileden ne istemişti? Babam niçin siyasetle uğraşmış, öbür tarafa niçin geçmiş, niçin yokluğuna düşmüşüz, delik papuçlar, paçaları tiftiklenmiş pantolonla gezmeye mecbur olup, etrafındakilerin iğneli bakışlarına niçin hedef olmuştum?

    Kesinlikle, bütün bunları o, kaderimizin hakimi, evrenin sahibi olan, kara karanlıkta, kara taşın üstündeki kara karıncanın attığı adımları gören allah, ezelde alınlarımıza yazmış da onun için.

    Bu muhakkak ki böyledir.

    Peki ama, niçin? Biz ona ne yaptık da alınlarımıza bu kötü kaderi yazdı?

    Etrafımdakilerin iğneli bakışları neden?

    Bu kaderi kendi alnıma kendim mi yazdım ki?

    Yoksa allah da onlardan taraf mı? Eğer o da onlardan tarafsa... Bu müthiş bir şey olurdu.

    Bir gün bütün bunların sebebini sormak için başımı göklere kaldırdım, onun mavi göklerine:

    "Bütün bunların manası ne?" dedim.
    "Söyle, neden? Niçin? Adalet neresinde bunun? Yakışır mı sana? Bizden ne istiyorsun? Gülüyorsun, değil mi? Onlar gibi gülüyorsun!"

    Bu ilk isyanımı Allah'ın duyup duymadığını, sözlerime gülüp gülmediğini öğrenmek mümkün olmadı.

    Fakat görüyordum ki, ben, ateş çemberinin içine düşmüş bir akrebe benziyorum.

    Şehrin parke döşeli yıllarında dolaşsam, onların, dünyaya bol vol yemek, bol bol gezip tozmak için geldiklerine inananların ateş çemberi: kendimi kırlara atsam, allah ve onun meseleleriyle çevrili bir başka çember, ateş çemberi, kaçacak üçüncü bir yerim yoktu."
    1 ...