Güneş batmaya başlamıştı. Yağmur yeni dinmiş, hava son yüzyılın en serin Haziran ayına göre bile fazlasıyla serindi. Ellerinde fırından yeni çıkmış pidelerle, iftara yetişmeye çalışanların acelesine kıyasla, o oturmuş kaldırımın kenarına hayatının en sakin dakikalarını yaşıyordu.
Titrediğini fark edince, zaten oldukça gergin duran paltosunu iyice sarıp ellerini kavuşturdu karnında. Baktı vakit böyle geçmiyor, hayal kurmaya karar verdi. Yumdu gözlerini gerçek dünyaya ve daldı gerçek varsaydığı dünyasına:
Kocaman ve yumuşacık yatağında sağa sola dönüp durmak fayda etmeyince açtı gözlerini. Attı üzerinden ipek çarşafını, kalktı sabahlığını geçirdi üstüne, camdan Ankara’nın olabilecek en güzel manzarasına baktı. Kendi boyundaki pencereyi açtı, derin bir nefes aldı yeni aydınlanan günden. inip özenle hazırlanmış kahvaltı masasına oturdu. Hizmetçi kadın kahvesini getirdi, başka bir isteği olup olmadığını sormayı ihmal etmedi. Başka bir çok arzusu olduğu halde yok dedi. Sakin sakin yerken, dev ekran televizyonundan yabancı haber kanallarını gezdi. Borsa, döviz ve altına dair anlık durumu öğrendi. Orta doğudaki sıcak savaşı görmedi. Açları, evsizleri, mültecileri görmedi. Kansere bulunun son tedaviyi umursamadı. Kıstı televizyonun sesini gazetesini açtı. 3. sayfa haberlerini abuk sabuk başlıklarına bir an bile takılmadı. Ünlü iş adamlarının oyuncu sevgililerine milyon dolarlara aldığı yatlara aldırmadı. Milyonlarca işsizin hala bir umutla baktığı iş ilanlarının farkına bile varmadı. Gazetenin sonundaki spor sayfasını da yok sayınca kapatıp, neredeyse hiç içmediği portakal suyundan küçük bir yudum aldı. Elini dahi sürmediği onca yiyeceği bırakıp kalktı. Pahalı saatine baktı, pahalı takım elbisesini giydi, pahalı arabasına binip ofisine gitti. Toplantılar, toplantı masalarındaki dokunulmaz atıştırmalıklar, öğle yemekleri, iş görüşmeleri. Model sevgilisiyle son model telefonunda görüştü. Gün batımına yakın rezervasyonlu restoranda buluştu. Değerli taşlarla döşenmiş kolyeyi boynuna taktı, bir de ufak öpücük kondurdu. Şarap içti keman eşliğinde. Dinlemiş gibi yaptı, umursamadı. Evine vardı, sıcak bir duş alıp uyudu.
işte orada o saçı sakalı birbirine karışmış, evsiz, aç, pis kokan, yalnız adamın aklından bunların hiçbiri geçmedi. O adam inanmaya mecbur kaldığı Allah’a dua etmedi. O adam gözlerini kapattığında bir sigarası olduğunu hayal etti. Yaktı onu kafasında, derin bir duman çekti içine, keyfi yerine gelmişti. Ama daha bitiremeden onu bile, ezan sesini işitti. Açtı, aylardır sırtında taşıdığı eski market poşetini, çöpten bulduğu kurumuş ekmeğin arasındaki 2 buçuk köfteyi yedi. Tutmadığı orucunu Allah kabul etsin dedi içinden. Açların halinden anlamıştı o da bizim gibi o gün.