zaten bir yabancıydı önceleri. başka başka şehirlerde büyümüş, farklı tecrübeler edinmiş, farklı düşler kurmuş, o güne dek hiçbir yerde karşılaşmamıştık. ne benim bir fikrim vardı onun hakkında ne de o tahmin yürütebilirdi hakkımda.
bir yerde kesişti yollarımız işte. neden karşılaşılan ilk günler unutulmuyor acaba? o gün edilen sözler, bir bakış, bir tavır nasıl kazınıyor akla? nankör olan hafıza nasıl reddediyor bunları unutmayı? anlamıştım ama; her ne kadar mana yüklemeye çalışmasam da tavırlarına, yabancı kalmayacaktık birbirimizin hayatlarına. çokça onu düşünür, yemek yerken tıkanır, başkası bir şey anlatırken dalar gider oldum sonra. ne zaman kendime gelsem gülümsediğimi farkedip sağa sola baktım farkeden oldu mu diye. daha çok merak ettim onu, sanki bir anlamı varmış gibi saate baktım ara sıra. "15:15 beni düşünüyor" bunlara inandım o dönem.
derken gene karşılaştık bir arkadaş ortamında. gülüşmeler, sohbetler, göz göze gelip utanmalar... gözlerinin içi gülüyordu, ben ise "bir daha ne zaman görürüm acaba" diye düşünüyordum onu her gördüğümde. herkes kalkmaya niyetlendiğinde, o bana "kalır mısın biraz daha" demişti. kaldım elbette. herkes gittikten sonra " hep kal " dedi. "birlikte görelim neler olacağını" ve başladık öyle.
cicim ayları laflarına gülüp geçtik uzun müddet. yıllar yılları kovaladı, bir yabancı benim kendime olan yabancılığıma taş çıkarttı, beni benden çok tanıdı, sevdi. geçmiş yıllarında ben yoktum belki ama inanıyordum gelecekteki her gün bizimdi sanki.
sonra tek tük anlaşmazlıklar çıktı aramızda. hiç kavga etmemiş bir çift olarak bilemedik nasıl davranmamız gerektiğini. tavır aldık, gurur yaptık, inat ettik. öpüşerek barıştık ama gün oldu birbirimizi hiç aramadık. özür diledik, pişman olduk, hep barıştık ama.
farketmedik sorunları halledemediğimizi. hep aynı yerde tıkandık kaldık. temelimiz sağlamdı ya biz ona güvenerek çıktık katları. merak aşkı, aşk sevgiyi, sevgi alışkanlığı, alışkanlık dostluğu getirdi beraberinde belki ama yıllarda anlaşmazlıklarımızı biriktirmişti usunda.
bir zaman sonra sesler daha çok yükselmeye başladı. geçmişi özlemek inanın fena oluyor bazı zamanlarda. geleceğe olan umudu köreltiyor çünkü. geçmişi daha sık düşündükçe geleceğinize dair duyduğunuz karamsarlık büyüyor içinizde.
çıkış yolu bulamaz hale geldik sonra. ne hissediyorduk onu bile bilmiyorduk. sevgi, nefret, kin, özlem her biri girmişti birbirine. gitgide uzaklaşıyorduk birbirimizden.
20 li yaşların başında sevdiğim adam 30 lu yaşlara yaklaşırken özlediğim adam olmuştu. şimdi yanımda olan adam ise kaçıp kurtulmak istediğim biriydi. ama yıllar öyle nalet ki fena düğümlüyor ipleri. silkinip kurtarmak kendini, öyle kolay olmuyor her zaman.
konuşamamaya, dinlememeye, anlamamaya başlayınca birbirimizi, çokça deneyip yanıldığımızı anlayınca, bir arada olduğumuzda daha fazla bakınca saatlere, " 15:15 olmuş saat, geç oldu dönelim mi" diyerek kısaltmaya çalıştıkça birlikte geçirdiğimiz vakitleri anladım sonra iki yabancı olmuşuz aslında. tanıdığımı zannetmişim falan hikaye. yıllar geçmiş, iki kişi büyümüş, büyürken değişmiş, değişince uyuşmamış işte.
dedim ya 20 li yaşların başında sevdiğim adam, şimdi yanımda duran kişi değilmiş aslında ya da yanımdaki adam geçmişte tanıdığım kişiden çok farklı biriymiş aslında.
geçmişe sünger çekmek istemiyorum hayır, yaşanmış yaşanmıştır. tecrübedir, ondan sonraki yaşamında belki hareket ve tavırlarına yön verendir.
demem o ki zaten bir yabancıydı önceleri. adını bilmediğim belki hiç karşılaşmadığım. bundan sonra da bir yabancı olacak bana, belki bir daha hiç göremeyeceğim, görsem de özlemeyeceğim...