"işte Ali zülfikârı belinde, Sancak ak sancak, Peygamber sancağı ali-i mürte zarın elinde...
Fırtınanın merkezinde bir yer; Adı Hayber, Ve fırtına iş başında...
Merhab adında biri, Hayberlilerin en büyük savaşçısı, Kılıcını sallayıp meydan okudu Ali'ye...
"Cesaretin varsa karşıma çık diye"
Önce şairler çarpışırdı savaş meydanlarında,
Şiirler savaşırdı.
Söz Âlideydi;
"Ben öyle biriyim ki annem bana Haydar ismini koymuş,
Ben ormanların derinliklerinden kükreyerek gelen Aslan gibiyim."
Ve sözü uzatmadı haydar, Söz kılıçlarındı.
ilk hamle merhabtan, Ali kılıç darbesini kalkanıyla karşılıyor, Ve kalkan ikiye ayrılıyor, Ve Ali'nin elinden yere düşüyor.
Allah'ın arslanı şuan savunmasız, Sahabe şaşkın, Fahri kainatın gözleri sükun denizi.
Eğer bir hamle daha yaparsa merhab,
Hayır,
Hayır, Hz. Ali'nin elinde etrafa parıltılar yayan bir şey var ; Bu Zülfikar.
Semaya doğru bir kavis çizdi,
Ve ardından durdu Zülfikar.
Allah'ın arslanıyla göz göze geldi merhab,
Gördüğü son şey, Hz. Ali'nin yıldırımlar salan gözleriydi.
Ve indi Zülfikar önce kalkanını,
Sonra miğferini ikiye ayırdı.
O gün fırtınanın adı Haydar-ı Kerrardı.