dünyada sayılı toplumun becerebildiği, insanların ortak yaşama sistemlerinde belkide en üst seviyede gelişmiş ve en ulaşılmaz olanıdır. içindeyken bazı insanlarımıza boş, gereksiz, düşündüğü gibi yaşayamama duygularını hissettiriyor olabilir ancak dışına çıkıldığında en özlediğiniz kavram olma ihtimali o kadar yüksek ki. kuralı ortadan kaldırarak akla, mantığa, çoğunluğa değil, tüm yönetimi birkaç kendini bilmeze, insanların duygularını sömüren insanlara vermek demektir.
konu türkiye ise bunu açıklamak epey zor. netekim bin yıl padişah tarafından yönetilmiş, şeyhlerden, müritlerden ve dini kullanıp insanları kandıran adamlardan ortalık geçilmezken ülkeye birden bu kavramı benimsetmek çok zor. uzun ve yorucu bir mücadele etmek gerek derken türkiye daha yüz yıl geçmeden pes etmenin eşiğine gelmiş vaziyette. bunda yıllardır halkını kalkındırmaktan aciz, sahip olduğu modern hakları kendi halkına bile benimsetememiş, yıllardır süre gelen tabiri caizse 'ağa yönetimi'ni silememiş, iki üç şehri yöneterek tüm ülkeyi yönettiğini sanan, ulaşmak istediği pozisyona/koltuğa hizmet için değil mevki aşkı için gelen ve oradan asla ayrılmayan politikacılarımızın öyle çok payı varki. bugün ülke sınırlarından çıkıp biraz gezdiğiniz vakit doğu ile batının farkının gerçekten laiklikten geçtiğini görebilirsiniz.
netekim demokrasi destekli bir laik düzen kurmak bizim gibi daha cumhuriyetin ne demek olduğunu bilmeyen nesillere anlatmak dahada zor. burada ilk kural eğitim. ancak bu okulda alınacak bir eğitim değil. okul size temel eğitimi verir ve bundan sonrası size aittir. bence kimse okullarda güncel hayat öğretilmiyor diye tepki gösteremez çünkü içinde bulunduğumuz güncel hayat adından da belli sürekli yenilenen değişen bir canlıdır. işte buna ayak uydurması ve kendini geliştirmesi gereken, gezip görmesi, okuması gereken bireyin kendisidir. gelişen birey topluma daha faydalı ve aydınlık yolunda bir adım daha atmıştır. buna bağlı olarak kesinlikle bir fikirde tıkanıp kalmaz. her daldan konuyla ilgilenir ve tercihlerini dayatılana değil istediği doğrultusunda yapar. buna en güzel örneklerden birisi fransa veya almanya vatandaşlarını örnek gösterebiliriz. çok değil daha yüzyıl önce birbirlerini yiyen bu ülkeler aydınlığı bu şekilde yakalamış, kendini eğitmiş ve herkes sahip olduğu hakkın bilincinde, daha güzeli uygulamaktadır.
bugüne kadar türkiye hep bir tarafa sürüklenmeye, bir ülkeye benzetilmeye çalışıldı. oysa ki türkiye sahip olduğu değerlerle şu an ki dünyada (geçmişte olsa iran diyeceğim ama) eşi benzeri görülmeyen bir ülke. boşuna demiyoruz sistemi beğenmiyorsan, yaşama şeklini kabul edemiyorsan dünyada pekçok ülke var senin kafandaki gibi yaşayan. git bir gör, gez... bakalım ülkendeki en temel eksik o mu yoksa sen kolaya mı kaçmak istiyorsun? daha ufacık çocukları korkutarak bir yola saptırmak, sanki kendi hissetmediği gençlik ateşini koca bir bidon suyla söndürmeye çalışmak, o ayıp bu ayıp o nasıl hareket öyle diye baskıcı olmak, anadan babadan gördüklerinden nefret ettiğin yılları unutup aynılarını tekrarlamak ne derece seni ileriye götürecektir?
laiklik konusunun bu kadar derinlere inmesinin temel sebebi belkide kimsenin yerini bilmediği vicdanlarımızı özgür bırakamamızdan, bıraktırmadıklarından kaynaklı olsa gerek. son olarak dokunmadığım bir konu kaldı. kadınlarımız. lütfen laikliği daha çok siz savunun. inanın 'erkek' her yerde sizlerden daha değerli. oysa nesillerin üremesi, eğitilmesi ve belkide çocuğun gelişiminde en önemli rollerden biri olan sevgi, şefkat ancak annenin gösterebileceği birşeydir. güzel ülkemiz laikliğini koruyamadığı takdirde en çok zararı kadınlarımız görecek, zaten 2. sınıf vatandaşken artık sınıfları sorgulanacak hale gelecektir. çünkü onlara sorulmadan çoktan karar verilmiş ve uygulanıyor olacak.
sonuna kadar okuyan varsa teşekkür ediyorum. hangi inanışa sahip olursa olsun beraber yüksek standartta yaşamamızın anahtarının laiklik olduğunu unutmamanız ve dinin asla ama asla karar verme mekanizmamızı etkilememesi dileğiyle.