tumturaklı görünen metinlerindeki kelimelerin hepsi tek tek, nakış gibi işler bu filozofun felsefesini. derin duygulardan - intihar başlığında de değindiğim- söz eder; kulağa hoş gelen bir kelime seçiminden ötedir "derin".
"derin duygular da büyük yapıtlar gibi bilinçli olarak söylediklerinden daha fazla anlam taşır her zaman."
abzürd içinde insan, dolanıp durduğu o ıssız diyarda duyguların dibine kadar yaşar, çok çok köklüdür. kesintisiz olmasıyla da derindir bu duygular. intihar etmeli mi etmemeli mi sorusuyla yüzleşme bu derin duyguları da açığa çıkarır, ama çoğumuz bu duyguları sonuna kadar yaşamaktan kaçınır. korkak olduğumuz için belki de.
uyumsuzluk duygusu bizi köşe başında yakalayabilir, bir tokat gibi "çarpabilir". parıltısızdır, uyarı levhaları yoktur.
camus'de güzel olan bir şey daha vardır ki, insanın ikliminin bilinmesinden, ikliminin duyurulmasından bahseder. birini, kendini bildiği gibi bilemeyiz, hep bir boşluk, ulaşılamaz olan bir yanı vardır. davranışlarından -kılgısal olanlardan- hareketle o kişiyi tanırız ancak bu iklimini bilmektir; her zaman ne yapabileceğini kestirememeye açık kapı bulundurur. insan bilgi nesnesi yapılamaz, hep biraz daha fazla, biraz daha eksik bir şeyler vardır.
dalıp gittiğinizde birisi size sorar, ne düşünüyorsun, diye. cevap "hiç"tir. işte o "hiç" var ya "hiç" uyumsuzluk duygusunun belirtileridir. ne düşündüğümüzü bilmeyiz, ama dalıp gideriz. bulunduğumuz ortamdan, günlük hayatın zincirinden koparız. bu kopuşu yaşamaya başladığımız an uyumsuzluk duygusunun çanları çalmaya başlar. bunun bilincinde olarak yaşamaya devam etmek mi, yoksa onu yoksayıp yaşayan ölü haline mi gelmeliyiz?