sene 1924 mecliste görüşülen konu; meclis fesih yetkisi mustafa kemal atatürk'e verilmesi görüşülüyor. bu yetkinin cumhurbaşkanı na verilmesine karşı olan vekillerin söyledikleri;
ahmed süreyya b. (devamla) — (…) «tekrar etmek için diyeceğim ki milletin yegâne mümessili hâkimanesi olan meclisi dağıtacak ve salâhiyeti teşriîye ve icraiyenin tecelliğâhı olan meclisi defi ve izale edecek bir kudret ve kuvveti bir şahsa vermek yani hakkı feshin bir şahsa verilmesi milletin hâkimiyetine münafi ve vatan için azîm bir tehlikedir. hem de öyle bir tehlikedir ki padişah istediği zaman meclisi feshetmek salâhiyetini elde tutuyordu, işte bu, milletin hâkimiyeti değil padişahın saltanatı idi» evet o bir şahsın ismi isterse padişah olsun, ister tâcidar olsun, her ne olursa olsun mademki meclisi dağıtmak salâhiyetini elinde tutacaktır. o padişahın kanun kuvvetiyle, kanun lisaniyle, kanun kisvesiyle elinde tuttuğu kuvvetin aynı olmaz ve bu da, milletin hâkimiyeti değil o şahsın hâkimiyeti namıma addedilmez mi? (doğru sesleri) efendiler bir neticei mantıkiyedir ki ondan kaçmak, korunmak ihtimali yok. şahıs birdir, salâhiyet aynıdır. fakat sıfat, nam, padişah olsun, tâcidar olsun, kıral olsun, imparator olsun her ne olursa olsun. reis olsun evet hulâsa her ne olursa olsun bir ferde verilemez. ve devlet hayatında verilen aynı salâhiyet daima aynı neticeyi verir.
(…)
ikincisi : ahenki mesailerine bir sebebi târi olur. ıttıratsızlık târi olur. galiba demek istedikleri teşettütü âra olsa gerek. mecliste âra teşettüt edecek. bunun üzerine hariçten bir adam diyecek ki e arık siz iş göremiyecek, çalışamıyacak bir hale geldiniz. onun için sizin çalışmanız doğru değildir.
kimin namına?..
millet namına.. artık çalışmanız doğru değildir.
niçin?..
çünkü teşettüt var…
— sen kimsin?
— reisicumhur.
— biz ikimiz?
— milletin yegâne ve hakiki mümessili olanbüyük millet meclisi.
— e, sen bizi nasıl atıyorsun?
— çünkü kanunu esaside yeri var. efendiler, hakikatte icra ve teşriî salâhiyetleri milletindir ve onun istimaline ancak millet meclisi kaadirdir. onun için kanunu esasiye böyle millet hâkimiyeti aleyhine azîm bir tahakküm ruhu giremez.
tunali hilmi b. (zonguldak) — çünkü esbabı mucibe mazbatasında gayet tehlikeli bir kanaat bulunduğuna dair sözler vardır. «lâyihanın kalbulü takdirinde genç cumhuriyetimiz teşkilâtı esasiye itibariyle tekâmülün belki son ve lâyeteğayyir merhalesine varmış olacaktır» diyor. arkadaşlar hayatı beşer diyelim, hayatı beşer deyimiz. daima tekâmüle doğru gidiyor. daha demin ilân edilmiş olan cumhuriyeti son merhalesine vâsıl olmuş farz etmek, tekâmülü, kemali, lâyetenahi olan tekâmülü âdeta inkâr etmek demektir, tekâmül ve kemali kıyamete kadar devam edecektir. arkadaşlar eğer biz gençliğe bu fikri verecek olursak önümüzde açılacak olan uçurumları kendimiz kazımış olacağız. binaenaleyh, hayır. gençlere bağırmalıyız ve demeliyiz ki : «teşkilâtı esasiye kanuniyle icab eden bir yapıyı yapıyor ve size veriyoruz, lâkin bilki sen, daima ve daima, kıymete kadar tekâmüle namzetsin ve ona göre bu yapıyı muhafaza et».
(…)
mahmud esad b. (devamla) — (…) efendiler en mutlak meşrutiyetlerde bile kıral, hükümdar, tacidar behemahal bir ayan meclisinin reyini almak mecburiyetindedir. nerede kaldı ki, biz; cumhuriyetimizin en asri bir şekilde olduğunu iddia ediyoruz ve «bilâkaydüşart hâkimiyet, millete aittir.» diyoruz ve sonra bu kadar büyük bir kuvvet için de intihabettiği reisicumhuruna intihabettiği kabinenin reyini alarak feshedebirmektedir. rica ederim. bundan büyük darbe; bütün teşkilâtı esasiye, bütün hukuku esasiye tarihi içinde ne vakit iltikabedilmiştir. (bravo sesleri)
arif bey (eskişehir) — (…) efendiler, gazi paşa hazretlerinden sonra ikinci bir gazi paşa’nın geleceğini kimse tasavvur ve tahayyül edemeyeceği gibi yine paşa hazretlerinden sonra gelecek reisicumhuru bir asker olarak kabul etmek de bir hata olur.
bir mebus — yirmi tane gelecek!…
arif bey (eskişehir) — bu noktai nazardandır ki efendiler, ihtimal ki bilâhare reisicumhur olacak herhangi bir sivile böyle lalettayin başkumandanlık gibi mühim bir vazifenin tevdiini bendeniz menafii milliye ve âliyei vataniye ile kabili telif göremem. efendiler! malumualinizdir ki başkumandanlık biı vazifei muvakkatedir ve yalnız sefere mahsustur. vakti hazerde başkumandanlık vazifei milliyesi yoktu. her şeyde taklit etmek istediğimiz avrupa ordularını bilen arkadaşlarımız da itiraf ederler ki, vakti hazerde hiçbir yerde başkumandanlık yoktur. ecnebi ordularında en büyük en yüksek askerî makam (ministıe de lo guerre.) (grigs ministeryum) denilen harbiye nezareti ve biz de müdafaai milliye vekâletidir.
(…)
efendiler! başkumandan behemehal mesul bir zat olmalıdır. mesuliyeti olmayan bir zata başkumandanlık tevdi edilemez. (doğru sesleri) peki derkâdır. buyuruluyor ki, mesuliyetsizlik yüzünden memleketin başına bir çok felâketler gelmiştir. bir çok evlâdı vatan ölmüştür. aksamı vatandan bir çoğu kaybolmuştur. fakat hiç bir kumandan mesul edilmemiştir. efâl ve harekâtından mesul olmayan kumandanlar ufak bir ihtirası için, ufak bir şöhreti için, ufak bir nam için binlerce evlâdı vatanı kırdırmaktan çekinmezleı ve çekinmemişlerdir
refet bey (devamla) — efendiler! kuvveti isterseniz bir fertte bulundurunuz, isterseniz bir mecliste toplattırınız. neticesi behemahal istibdattır ve bunu tarih böyle göstermiştir ve bütün hukuku esasiye âlimleri bunu böyle tespit etmiştir. eğer biz koca bir tarihi, eşkâli, hududu muayyen bir ilmi, çiğneyerek hareket etmek istiyorsak efendiler, memleket için hayırlı bir iş yapmıyoruz katiyen. bunu böyle tespit etmedikten sonra, efendiler, yine mantıkî olarak devam edelim, bu şekli intihap edeceksek o vakit meclis hem kumandandır, hem de teşri kuvvetine maliktir. hem icraatı vardır, aynı zamanda hâkimdir. fakat efendiler, bu bittikten sonra yine mantıkî olarak devam edelim, bir noktada toplayamıyacağımıza göre şu halde kanun kuvvetini, teşri kuvvetini bir meclise vereceğiz, diğer cepheden icra kuvvetini de bir meclise vereceğiz.
meclis 1924’te cumhurbaşkanının yetkilerini nasıl kısıtlamıştı?
“bu kitap bir paçavradır efendiler.” tbmm’nin 1 aralık 1921 günkü oturumundan aldığım bu hiddetli ve şiddetli cümlenin sahibini ve hangi kitaptan söz ettiğini merak ettiniz mi? “paçavra” olduğundan bahsedilen kitap, anayasa’dır. konuşan da, biraz sonra “taklit ile, tebdil ile kanun olamaz” sözlerini meclis kürsüsünden şimşek gibi çaktıracak olan mustafa kemal paşa’dır.
türkiye 1982’den beri yeni anayasasını arıyor. beğenen de yok, değiştirmek istemeyen de. gelin görün ki, en beğenmeyenler dahi siyasî kudret kendi ellerinde olmayınca değiştirmeye zinhar yanaşmıyor. değiştirmek isteyenler ise kudreti kendinde toplama arzusu içindeler!
asarıya göre cumhurbaşkanı yürütmenin başı olacak, istediği zaman meclis’e ve bakanlar kuruluna başkanlık edecek, meclis’i fesih, yani dağıtma ve yeniden seçime götürme hakkı olacak, kanunları geri dönüşü mümkün olmayacak şekilde veto edebilecek ve nihayet başkomutanlık uhdesinde bulunacaktır. fakat asıl önemlisi, meclis’in bu olağanüstü yetkiler karşısındaki tepkisi ve haklarını koruma konusundaki kıskançlığıdır.
daha sonra adalet bakanı olacak mahmut esat [bozkurt], bir kralın bile sahip olmadığı fesih hakkını cumhurbaşkanına vermenin nerede görüldüğünü söyleyerek itiraz eder. “hem “hakimiyet kayıtsız şartsız millete aittir” diyoruz, der, “hem de meclis, kendi içinden seçtiği cumhurbaşkanına, kabinenin onayını alarak meclis’i feshetme yetkisini veriyor. rica ederim, anayasaların tarihinde bundan büyük “darbe” görülmemiştir. türk milleti hiçbir zaman ve hiçbir surette bu hakkını feda edemez.” doğrusu meclis’e karşı bir “darbe”nin ayak seslerini iyi teşhis etmiştir.
bu gerçekten de sert konuşmayı başkaları takip edecektir. dersim milletvekili feridun fikri [düşünsel]’e göre, başlangıçta padişahın meclis’i feshetme yetkisi vardı ancak sonra bu hak sınırlandırılmıştı. şimdi (atatürk’ün 2,5 yıl önce ‘paçavra’ dediği) 1876 anayasası’nda padişaha tanınan haklara geri dönülmektedir. “öyleyse daha birkaç gün önce halifeyi niye gönderdik? meclis’in mutlak iradesini göstermek için değil mi? o zaman dünya huzurunda halifeyi neden gönderdiğimiz açıklayamaz duruma düşmez miyiz?” dediği kayıtlıdır tutanaklarda.
neredeyse konuşan bütün milletvekilleri tasarıyı “irticacı” bulmaktadır. bir hafta sonra, 16 mart günü bu defa şükrü saracoğlu’ndadır söz. o da meclis’in egemenliğini kısıtlayacak maddeler aleyhine konuşur ve ekler: veto ve seçimin yenilenmesi hakkını ‘bir veya birkaç başa vermek’ irtica, yani geriye dönüş olacaktır.
meclis’in neredeyse tek bir blok halinde iradesine sahip çıkması, fesih ve veto gibi haklarını cumhurbaşkanına devretmek istememektedir!
o zaman ki tek parti hükümeti bu yetkileri mustafa kemal atatürk e vermedi. fakat amaç burda atatürk ile kimseyi karşılaştırmak değil, millet egemenliğini, cumhuriyet in ve meclisin kurucu ismine dahş vermeyen vekillerin nasıl millet egemenliğini savunduğunu göstermektir!
egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve bunu kendi için isteyenlere bu ülke için çok büyük şeyler yapmış biri olsa dagi mümkün olmaması gerektiği arzusunu anlatmaktır! o zaman ki meclis vekilleri tamamı mustafa kemal atatürk seçmiş olmasına rağmen bu hakları vermemiş ve milleti korumuşlardır!
millet esasdır, tüm hakların bir insanın tek eline verilmesi güç sarhoşluğu ile sonuçlanacaktır!