Kesinlikle "Gereklidir, gereksizdir" diyilemeyecek bir hadisedir.
Psikolojiyle, psikiyatriyle son derece ilgili birisi olarak; çevremde de psikiyatrik sorun yaşayan insanlara sıkça tanık olmuş, onları gözlemlemişimdir. Naçizane şunu söyleyebilirim. Ruhsal-psikolojik vakalarda ilaca başlamanın bir eşiği vardır. Bu eşiği aşarsınız ilaç kaçınılmaz olur. Sorunlarınız eğer sizi etkisi altına alıp bedensel ve fiziksel sinyaller vermeye başlamışsa, yani patolojik şikayetler ortaya çıkmaya başlamışsa kişi yüzde 99 olasılıkla ilaca yönelecektir. ilaçsız bu durumu atlatmak, bu süreci normale çevirmek mümkün değil midir? Elbette mümkündür. Lâkin kişi çoğu zaman bunu bir katalizör olmadan gerçekleştiremez. Yâni "olay tamamen kafada bitiyor!" Dedikleri hâdisenin kişi bazen farkındadır, bilincindedir, ama o kadar dibe vurmuştur ki harekete geçmeye takati kalmamıştır. işte bu durumda çoğu zaman ilaç sizin yakıtınızdır. Ateşlemeyi yapar, motoru çalıştırır, sistemi rölantiye alır, idareyi size bırakır. ister hareket eder, ister olduğunuz yerde beklersiniz.
Psikolojik sorunlarda kafanın haddinden fazla dolu olması bu buhrandan çıkışınızı zorlaştırır. ilâç kafayı dağıtır, size "amaan boş ver..." hissi verir. ilaçsız bu duyguyu yaşamanın en iyi yolu meşguliyeti artırmak, beyni bir şeylerle alakadar edip size sorunlarınızı düşündürmesine engel olmaktır. Çoğu zaman bir şeylerle meşgul olmak bile kişiye katlanılmaz gelir, lâkin bu süreci atlatmanın başka bir yolu yoktur.
Ruhsal sorunlarda beyin mutluluk hormonu denen 'serotonin' hormonunun üretimini durdurur. Spor yapmak serotonin ve endorfin üretiminin lokomotifidir. Spor yaptığınızda, ter attığınızda bünyenizdeki değişikliği hemen fark edersiniz. Lâkin bunu sürekli hale getirmek gerekir.
Son olarak bu süreçte en önemli faktörün kendiniz olduğunun farkında olmak, ve harekete geçebildiğiniz takdirde bunu yine kendinizin başarabileceği inancını kaybetmemek gerekir.