öyle bir yanmak, tutuşmak ki; içinde kıpır kıpır hareket eden, düştüğü yeri yakan bir ateşle yaşamak...
onu kendinden uzaklaştırdığın her an için pişman olursun. tüm kötülükleri silercesine, tüm acıların üzerine gidercesine kopup gelen; hem yakan, hem ferahlatan bu kahrolası kutsal hissi midene kondurursun. kokusuyla, gülümsemesiyle, bakışıyla bir rüyaya dalmak için uyursun. ekmeğin, suyun, aşın, aşkın olan o insandan ömrünce vazgeçemeyeceğini anlarsın özlerken... kendini parçalara bölüp, onun dönüşüyle toplayacağına inanırsın. özlemek ölmektir, o yokken ölürsün.
başka kollarda teselli aramak istersin ama sakladığın asıl seni ona vermek istediğini ve sadece onun yanında yargılanmadan kendin olabildiğini farkedersin. özlersin. bir karar vermek isterken, içersin. sana yolu bulduran alkol değil, o rakı sofrasında durmadan aklında dönen surattır. evet, sen onu seviyorsun. hayatını onunla geçirmek istiyorsun. varsın ezsin, kırsın, parçalasın benliğini... o yoksa sen de yoksun! çünkü özlemek denilen hissi sana yaşatan sadece "o"! onu kaybedersen, bitersin...
özlemek, bir aşkın aşk olduğunu anlatan histir. özlemek, ruhunun bir yarısı yerine geri dönene dek dört gözle beklemek demek. özlemek, onu kaybettiğinde, kalbinin aşka dair hislerini onunla gidişiyle öldürmek demek. özlemek, "git" dediğin sevdiceğe "dön" diye yalvarmak demek. özlemek, parçalanmış bir ruhla yaşamak demek. özlemek, eksik olmak demek...
özlemek, tutku ve arzuyla, masumca ve tüm kalbinle sevdiğin insanı gerekirse bir ömür boyu döner diye beklemek demek.