kedinin ölmesi

entry143 galeri
    81.
  1. Onu, insanların zaaflarını açığa vurma cesaretini gösterdiği kutsal mabetlerden olan talan edilmiş bir kilise kalıntısının yakınına ve yediğim her lokmada kendisinin çektiği eziyetleri hatırlayayım ve eziyetlerinden damıtılmış öğütlerine şahitlik edeyim diye yemek masamın olduğu duvara sözleriyle birlikte keskin bakışlı simasının bulunduğu bir varağı astığım şahsiyetin inzivagahına ellerimle gömdüm.

    Yalnızlığın soğukluğunda sertleşmiş,
    Kendi ellerimle…

    Tırnaklarımla kazıdım toprağını,
    incinen parmaklarım ve yüreğimle…

    Sevgisizliğin ve merhametsizliğin soğuk zemin üzerinde gelen ölümü doğurduğu sığ yüreklilerin dünyasında kirlenmesin diye cansız bedeni, ebedi ötekilerin diyarına gömdüm onu…

    Şimdi, tırnaklarımdaki toprak kalıntısıyla yalnızım, daha yalnız…

    Oysaki bir hiç hükmünde kaybolarak yürüdüğüm o soğuk sonbahar akşamında, kafes tellerine yapışıp gözlerime sevgiyle ve yalvarışla bakan o sahipsiz ruhu ne kadar benzetmiştim kendime… sebepsiz bir şekilde yürümüştü ismi o an dudaklarıma:şino…

    Şino, yavru bir van kedisiydi ve kafes kapağı açılır açılmaz kucağıma zıplayacak kadar sevgi hasretliydi. O an ne annemin ‘‘Kesinlikle olmaz’’ ifadesi ne de babamın beni vazgeçirmeye çalışan telefondaki sesinin bir anlamı vardı. Evet bir kediyi besleyebilecek bir ortamım gerçekten yoktu ama, o kediyi canlı tüccarı olduğu gözünden ve yılışık ağzından belli olan o kafes sahibinin insafına terk edecek kadar katı bir gönlüm de yoktu.

    Def edileceksek birlikte def edilirdik,
    istenmezsek birlikte giderdik
    Ve öleceksek birlikte ölürdük.

    Suçumuz, ardında sonuna kadar durabileceğimiz bir masumiyetti…
    Nitekim gerekli eşyalarıyla birlikte yüklü bir meblağ ödeyerek kurtardım şino’yu o kafesten ve o kirli ağızdan.
    Garipsediği yeni ortamının verdiği şaşkınlıkla çıkan ince miyavlamaları ve kucağımdan inmek istemeyen sevgi susamışlığı ile huzursuzluk kokan evimizde kendimize yer edinmeye çalışmıştık.
    Ama ne mümkün…
    Bu kedi bu evde olduğu müddetçe ben bu evde yokum diyen cümleler çalındı kulağımıza…
    Nefret yüklü bakışlar toplandı üzerimizde…
    Ve huzurumuz kaçsın diye sürekli uzatılan söylenmeler bir türlü bitmek bilmedi o gecemizde…

    En komiği de neydi biliyor musunuz, bütün herşeyi bir tarafa atıp da şinoyla geçirdiğim ilk gecede bir türlü onun için hazırladığım yuvaya geçmeyip de inatla yatağıma sokulup benimle birlikte uyuma isteğiydi. itiraf etmek gerekirse yeterli hayvan besleme deneyimim olmadığı için uyurken farkında olmadan zarar veririm korkusu ve biraz da huylandığım için ilk başta tedirginlikten uyuyamamıştım. Hatta onu yerine bırakıp yatağa yaklaşmasın diye de bir iki defa yastığıma sertçe vurup yataktan uzak tutmayı denemiştim. ilk etapta oldu da hatta. Şino usulca köşesine geçip derin derin mırıldanmaya başlayınca, yuvasını öğrendi herhalde deyip uykuya dalmıştım. Ama ne mümkün. Üçkâğıtçı uykuya daldığımı anlar anlamaz yatağa tırmanıp kafamın üstüne zıpladı. Tabi uyku namına bir şey kalmadı o sıçrayışla… Kafamı ürkerek kaldırıp baktığımda, yatağımın kenarına kıvrılıp gözlerime baktığını görünce çaresiz kabul etmiştim bu emrivakisini… Sabah yuva diye hazırladığım yere kaka yaptığını görmek ise günaydın armağanı olmuştu benim için. Ama halıya ya da başka bir yere değil, kendisi için ayırdığımız örtüye yapmıştı. Henüz kuma yapmasını öğrenemeyecek kadar küçük yaşta koparılmıştı çünkü annesinden.

    Tek tatlı anımız da buydu…
    Sonrasında yüzümüze kapanan kapılardan ve merhametsiz söylenmelerden ibaretti hikâyemiz. Kime gittiysek suratımıza kapattı kapısını, Tebessümünü ve merhametini esirgedi bizden. Pet kliniğinde yaptırdığımız parazit aşılarından sonra ise hikâyemizin seyri farklı bir boyut aldı.

    Kaldıramadı Şino…
    Bitkin ve iştahsız bir şekilde kıvrılmaktan ötesini yapmaz hale geldi. Tek damla su dahi içiremedim. Bütün kapılar yüzümüze kapandığı için de işyerine beraber gidip geliyor ve altını da kendi ellerimle temizliyordum. Veteriner ise bu durumun normal olduğunu söyleyip teskin ediyordu beni. Ta ki son nefesini kucağımda verinceye dek…

    Bir türlü düzelemeyişin ardından gelen ölümü aşıya değil, çevresini saran merhametsizliğe bağlıyordu gönlüm.

    Kendi hikâyemi görüyordum onun bu halinde…
    Sevgisizliğin bir sel gibi üzerime gelip de beni anlamsız ve rotasız bir şaşkın haline getirdiği hikâyeme benzetiyordum.
    Ki öyle bir akşamda çıkmıştı karşıma, aniden…

    Başına vardığımda beni bekliyormuşçasına verdiği son nefese şahitlik edip de sürünerek düştüğü soğuk zeminden kaldırdığımda bedenini, bu hikayenin böyle bitmeyeceğine olan inançla koşmuştum veterinere…
    Şino atlatacaktı, atlatacaktı ve herkesin gıpta edeceği güzellikte bir yoldaş, bir sevgi yumağı olacaktı diyordum.

    veterinerlerin son kontrollerine kadar da bu ümidimin ayakta kalmasına gayret gösteriyordum. Belki bir baygınlıktır, belki yapılacak son bir müdahale vardır.

    Ve fakat o cümle döküldü ağızlardan, soğuk bir şekilde:
    - Yapabileceğimiz bir şey yok maalesef. Dilerseniz Nekropsi yaptırabilirsiniz kampüste…
    - Şino yu geri getirecek mi peki?
    - …
    Kucağımdaki küçük cansız bedenini taşımak o kadar ağır geldi ki bana, uzun bir müddet ne yapacağımı bilemeden arabada öylece bekledim.

    Nitekim gerçek manada ait olduğunu düşündüğüm mekâna bir başıma bıraktıktan sonra bedenini, durduramadığım gözyaşları ile o dağ başında uzun süre iki büklüm bir şekilde beklemek zorunda kalmıştım.

    Yok, aslında Şino ya ağlamıyordum, göçüp de kurtulan bir masuma ağlamam için somut bir sebebim yoktu. Kendi halime ağlıyordum, şahit olduğum merhametsizliğe ağlıyordum.
    Bir insanın yalnızlığın da yalnızlığını yaşaması neyi gerektiriyorsa, onu yapıyordum sadece…

    Şino bir hoca oldu benim için.
    Birçoklarının yapamayacağı birşeyi yaptı ve gitti…
    Yalın gerçekliğimi gün yüzüne çıkarıp, bana beni anlatıp öylece bırakıp gitti…

    Şimdi bir şiir, bir şarkı terennüm ediyor dudaklarım:

    --spoiler--
    Tut ki karnım acıktı
    Anneme küstüm
    Tüm şehir bana küstü
    Bir kedim bile yok anlıyor musun ?
    Hadi gülümse…
    --spoiler--



    Genzimde bir zehir var adeta…
    7 ...