Adını demin televizyon'da duydum. istanbul'un bir semtinde, bir binanın izbe bir köşesinde üstünde iç çamaşırlarından başka birşey olmadan tahta bir kapının ardından kocaman kahverengi göslerle bakıyordu. Çocuk daha. Boğuk bir sesle konuşuyordu. sakin sakin anlatıyordu herşeyi. Akşamları annesiyle üvey abası bırakıp gidiyorlarmış "korkuyorum geceleri. sabaha kadar tek başma oturuyorum karanlıkta napim" diyor. Gözlerinin altı mor, bacaklarına çocuk elleriyle tomar tomar krem sürmüş yaralarını iyileştirsin diye. Konuşması boğuk, boğuk çünkü burnunu kırmış üvey babası olan yaratık. Şişmiş burnunun iki tarafı. Gazeteci soruyor; "gözüne de mi vurdular? mor olmuş" diye. anlamıyor, o kadar morluk var ki üstünde. Gırtlağımda hayatımın en büyük yumrusu oluştu. "Köpek havlıyor ya one yemek veriyorlar bana yemek vermiyorlar" diyor. "Açım" diye ekliyor. En çok oktay babasını özlemiş, öz babası. "Bir kere vurdu bana bende küstüm, sonra türlü oyunlar yaptı barışmak için barıştım en çok onu özledim" diyor.
Çocuk konuşuyor her cümlesi kalbime işliyor.
Özlem bir çocuk adı ve aynı zamanda derinden hissettiği bir duygu bu çocuğun.
Allah güzel kaderler yazsın sana çocuk. Allah yardımcın olsun özlem.