Zordur. Türkiye'de yaşıyorsanız daha da zordur. iki romanım ve onlarca kısa öyküm var. Bugüne kadar birçok yayıneviyle görüştüm; akla mantığa uymaz gerekçelerle reddedildim, akla mantığa uyar gerekçelerle de reddedildim ama her zaman reddedildim. Pek tabii, bir kitap yazdınız ve bu basılacak, çok satacak diye bir kaide yok. Ancak, olumlu eleştiriler aldığınız yayınevi dahi bile kitabı basma konusunda gelindiğinde yan çizdiğinde anlıyorsunuz ki konu sadece edebiyat değil. Maalesef, ülkede yayınevlerinin yaptığı iş bir çeşit matbaacılık ve komisyonculuktan ibaret. Editörleri veya yayın yönetmenleri edebi bir eser ile popüler kültür eseri arasında kaldığında, bestsellera oynayabilecek bir kitabı basmaya hiç gocunmuyor; seve seve yapıyorlar. Nitekim, en son kitabımda gayet büyük ve tanınır bir yayınevi ile görüşüp, artık bu iş oldu derken, son anda kitabı iki sene sonraya attıkları için; vazgeçtim ve de ne bileyim, belki de yoruldum. Çünkü bu ortamda edebi bir eser ortaya çıkarmak, pandaların çiftleşmesini beklemekten bile daha zor hale geldi. En yakın D&R'a gidip, bestseller rafına bakarsanız, Türk Edebiyatının hüzünlü kalp atışlarını duyabilirsiniz.
Birkaç kelime de yazan, yazmak isteyen arkadaşlara gelsin. Yazın. Ancak sonrasını, bu işten para kazanmayı ya da övgü beklemeyi düşünmeyin. Bu, kimsenin umrunda değil çünkü. Ortalama üne sahip bir yayınevine yılda yaklaşık 1000 eser geldiğini ve editörlerin bu sayıyı 365e bölersek, günde 3 adet yeni eser okuduklarını düşünürsek, kimsenin eserinize sizin istediğiniz özeni vermesi mümkün değil. Zaten baktıkları, popüler bir instagram/teitter vs hesabınız varsa, yani türkçe meali ile yazdıklarınız bir boka benzemese bile eserinizi sattırabilecek bir kitle arkanızda duruyorsa; birçok yayınevi bunu basacaktır. O yüzden gidin ilk fizik yapın, selfie falan çekin, ünlü olun, edebiyata sıra gelir ne de olsa(!).
Yazmak; deli işidir. Akıllı, mantıklı adam da bu acıyı yaşamak istemez, bir kere yazmaya başlayan da eğer o büyüyü tadarsa durmak istemez. Zaten bundan deliliktir diyorum ben, kendi adıma. Ayrıca, sanılanın aksine hiçbir karşı cins size yazar olduğunuz için farklı gözle bakıp, hadi bu gece benimle ol demez. Yeni nesilde böyle bir beklenti var ki ben nedenini çözebilmiş değilim. Uzun lafın kısası; yazmak için taşmak gerekir, taşmak için de dolmak gerekir. Kimse hayatım roman benim gibi bir klişeye düşmesin, herkesin hayatı romandır çünkü. Tek acı çeken, hüzünlü ilişkileri ve kalp kırıklıkları olan siz değilsiniz; unutmayın.