kişi yaşlanınca dirime olabildiğine tutunmaya çabalar. bunu yaparken de seçtiği yol çoğunluk konuşmak, anlatmak olur. babaannem de kendi annesinin başına gelenin kendi başına gelmesinden ölümüne korkardı, bunamaktan, hatırlamamaktan, düşüp ona buna muhtac olmaktan. hep anlattı o yüzden, hep konuştu. aynı odada yatardık, masal anlatır gibi anlatırdı gençliğini, arkadaşlarını, kocasını, çocukları olmadığı için ama dedem de çok çocuk istediği için köyün en güzel kızını bulup kendi elleriyle kocasına teslim ettiğini, onlar yalnız kalsın, çocukları olsun diye evden çıkıp gittiğini, dışarıdayken saatlerce ağladığını, ağladığı belli olmasın diye hiç durmadan tarlaların içide koştuğunu anlatırdı. "annenler görünce kızıyorlar, aç şu camı da bir sigara tüttüreyim yatmadan" derdi, açardım, üşür daha iki nefes çekmeden, sigarayı atar, kapatırdı camı. çocukluğumda akranlarımla fazla vakit geçirmememin sebebi babaannemle geçirdiğim bu yalnız gecelerdir diyebilirim. bir de çok erken kalkardı sabahları, tabi annemler bütün hafta çalıştıklarından hiç olmazsa haft sonları gönüllerince uyumak isterlerdi, hafiften kızardı babaannem: "gece yatmak bilmez, sabah kalkmaz bilmezler." derdi. öldü birkaç sene önce, gerçi önce ben bırakmıştım onunla aynı odada yatmayı, üzülmüş müdür benim kadar?