1990'da antalya'nın bir köyünde dünyaya gelmiş, geçtiğimiz aylarda aynı köyde gözlerini yummuş bir genç arkadaşımız. arkadaşım.
hani bazen karşınızdaki insanda bir ışıltı görürsünüz ya.. zorlu bir hayatın, boktan şartların, talihsizliğin silemediği bir ışıltıdır o. bundan 1 yıl önce bu nurettin'le tanıştığımda bu ışıltıya şahit oldum. ilk okul mezunu bir çoban olarak geldi karşıma. kısa boylu, karışık saçları, yıpranmış bir gömleği, sararmış dişleri ancak zehir gibi bakan gözleri olan, yüzünde her daim "olsun amına koyim ya" gülüşü olan bir gençti. sürüsünü büyütmek istiyordu ve benden kredi istemişti. daha önce kredi kartı gecikmeleri olduğundan şahsı adına çıkaramamıştık krediyi. fakat bahsettiğim o ışıltıyı parlatmak adına, tanıdığı biri üzerinden işini yaptık. hayvanlarını aldı.
normal bir insana oldukça karışık gelebilecek, tapu prosedürlerini, kredi mevzuatlarını hepsini gayet rahat kavramış, tek başına günlerce koşturmuş, üzerinde bir takım şerhler bulunan annesine ait gayrımenkulün sorunlarını çözmüş ve kredi almaya uygun hale getirmişti şartları.
çok geldi gitti. her geldiğinde farklı bir sorunla karşılaştık. akrabalarının farklı konulardan bir çok davası vardı. ipotek alınacak yer ile ilgili sorunlar çıkıyordu hep. her gelişinde farklı bir sorunla karşılaştığında sinirlenir, fakat nasıl çözüleceğini öğrenmeye çalışırdı.
her geldiğinde hararetli bir konuşmanın ardından geyiğe bağlar, şubenin önüne çıkıp birer sigara yakar, anılarımızdan bahsederdik.
ben bi yandan aldığım eğitime iş tecrübeme istinaden sürüsünü finansal açıdan sorun yaşamadan nasıl büyütebileceğine dair kendisine fikirlerimi anlatırdım. dikkatle dinler "abi aslında senle ortak olsak çok güzel olur, sen para işlerinden anlıyorsun ben hayvancılıktan, alır yürürüz vallaha, kafalar da uyuşuyor" derdi.
aklıma yatmıyor da değildi. ama başka bir takım şartlardan ötürü uygun değildi bu.
bazen annesi ile gelirdi. onla da konuşurduk. sordum annesine bir gün "bu oğlanı neden evermiyon abla" diye.
-oğlum biz çok kız istedik te çoban deyip vermiyorlar kızı.
yemin ederim yarım saatlik bir berber müdahalesinden sonra bizim nurettin'in film yıldızı olabilecek bir potansiyeli vardı. ama çevresinin yaratıp omuzlarına bıraktığı şartlar yüzünden nurettin her şeyden vazgeçmişçesine yaşıyor, sadece sürüsünü büyütüp çarkı bozmak istiyordu.
en son 3 ay önce bir bilgi almak için geldiğinde çok farklı görmüştüm. her zamankinden daha yorgun, daha sinirli ve endişeliydi. birer sigara yakıp konuştuk 5 dakika. istediği kızı yine vermemişler, bu da sinir stresten mideyi delmiş. hastaneye falan yatmış. ama nurettin hala sürüsünü düşünüyordu ve onunla ilgili şeyler soruyordu. planları vardı. güzel hayalleri vardı.
kendisi ile ilgili en son haberi dün kardeşinden aldım.
hayvanları güderken sürüsüne köpek mi kurt mu olduğu belli olmayan bir grup hayvan saldırmış. nurettin köpeğe elle müdahale etmiş. köpek mi kurt mu ne olduğu belli olmayan bu hayvanlar nurettin'e saldırınca nurettin'in akrabası diğer çoban arkadaşı tüfeğine davranmış. hayvanlara ateş edecekken nurettini vurmuş. nurettin dağın başında, kan kaybından ölmüş.
o ışıltıya o kadar inanmıştım ki ben. bir çok yönünü kendime benzetiyordum. cefakarlığı olsun, büyük planlar yapması olsun, tüm şartlara rağmen geleceğe umutla bakabilmesi olsun..
yaşaması gereken, güzel günler görmesi gereken, çalışkan, dürüst, zeki ve vizyoner bir gençti nurettin.
sen öldün dostum, seninle birlikte inan benim de bir parçam öldü. inşallah gittiğin yerde hayallerin gerçek olur. sevdiğin kızla evlenirsin.
herkes bilsin bir çoban nurettin vardı. gömleği eski, saçları karışık, yüreği kocamandı.