sorceress

entry7 galeri video1
    7.
  1. tamamıyla dinlediğim albüm.

    öncelikle söylemeliyim ki, kesinlikle hayal kırıklığına uğramadım. hatta ve hatta bu riff'i ancak opeth yazar dediğim riffler bulunması beni ayrıca mutlu etti.

    yaklaşık 2011'den beri (heritage zamanları) eski opeth tınıları duymak isteyen bir opeth dinleyicisi olarak öğrendim ki; her albümü kendi içerisinde, kendi atmosferiyle değerlendirmek gerekiyor. her albümün kendine has bir tadı var. bunu öğrenmemin yaklaşık 3 (yazıyla üç) albüm sürmesi ise beni üzdü diyebilirim. heritageve pale communion'ı pek alıcı gözüyle dinlememiştim, o sebepten dolayı.*

    şarkı şarkı değerlendirme yapmaya çalışacağım.

    persephone: soldan soldan morningrise vuran bir açılış parçası. albüme hoş bir giriş olmuş, ayrıca kendisinden sağlam bir sorceress introsu da olurmuş. her ne kadar sorceress ile müzikal anlamda çok ortak yanları olmasa da opeth bu, ne zaman ne yapacağı belli oldu mu ki? (bkz: heir apparent outrosu)

    sorceress: albümün yayımlanan ilk parçası, ayrıca albüme adını veren parça. ilk dinlediğimde bu ne amk iki akor ile riff yazmışlar desem de, albümün atmosferine cuk diye oturuyor.

    3.14 ile 3.41 arasındaki back vokalde mikael brutal'i aldım sanki.* dinlemeyenler heyecanlanmasın öyle belli olan bir şey değil. *

    the wilde flowers: 100 sene düşünsem opeth'in türk dizisi jeneriği gibi bir intro yapacağı aklıma gelmezdi. sözleri hece hece okumuş mikael, garip bir şey denemiş ve olmuş gibi. hoş bir solosu var ve kesinlikle albümün dikkat çeken şarkılarından.

    ayrıca 4.15 civarında başlayan kısma bayıldım.

    will o the wisp: albümün yayımlanan ikinci parçası. harvest'ı alıp damnation'ın içine gömün, sanırım böyle bir şekle bürünür. solosu da bir hayli güzel. herkesin beğenebileceği bir şarkı olmuş, ayrıca kapoyu bayağı bir ilerilere çekmişler diye düşünüyorum.

    chrysalis: naptın lan sesine? şarkısı. 0.57'den sonrası ghost reveries için yazılmış gibi sanki. çok tipik opeth riffleri barındırıyor.

    outro muazzam.

    sorceress 2: bundan haftalar önce albümde bulunan şarkılar arasında görüp, kesin patterns in the ivy 2 misali arpej üstüne kurulmuş bir şarkıdır. dediğim şarkı. tuttuğunu da söyleyebilirim. esrarengiz bir arpeje sahip. ayrıca (bkz: brain damage)

    the seventh sojourn: bunu, bunu bana bırakın. bunlar hep ibrahim tatlıses hayranlığından değilse ben de bir şey bilmiyorum. mikocum, ibo sana bakmaz. zorlama.

    bleak, closure, cusp of eternity derken adamlar bayağı sevdi bu oryantal atmosferini.
    şarkıda bağlama var hocam.

    strange brew: albümün en iyi parçası diyebilirim. introda steven wilson'dan tüyo alınmış olma ihtimali oldukça yüksek. şarkının duraklama kısımları muazzam, outro ayrı muazzam. sona bırakın bunu.

    ayrıca 3.36'daki riff ve solo, albümün ilk göze çarpan kısmı oldu bende. öncesinde neredeyse brutal geliyormuş, anlık olarak heyecanlandım lol.

    a fleeting glance: en büyük beklentim bundaydı. albümün track by track review'larını okuduğum zaman hakkında muhteşem şeyler duymuştum. mikael yaptığımız en iyi şeylerden biri dedi, porcupine tree atmosferi var bunda dedi ve dolayısıyla albüm önüme düşer düşmez direkt yapıştım kendisine. içerisinde bulunan aksak riff çok hoşuma gitse de, outro'su için aynı şeyi söyleyemeyeceğim fakat strange brew'den sonra ikinci sırayı bu parçaya vereceğim.

    1:50 nefis!

    era: review'da heavy metal esintileri diyordu, bu yorum ne kadar şaşırttıysa şarkı 2 katı kadar daha fazla şaşırttı. gerçekten ilginç olmuş. catchy dediğimiz olay var şarkıda, playlist'te 50 kere dönse kulağınızı tırmalamaz.

    persephone slight return: era'nın introsu işte. bitiş parçası.

    her ne kadar her albümü kendi içinde değerlendirmek gerek desem de dayanamayıp diğer albümler ile benzetmeler yaptım. insanın alıntı yapası geliyor ne yalan söyleyeyim.

    8.8/10

    edit: düzeltmeler.
    2 ...