"tarihi yazanlar tarihi yapanlardır." bir çok tarihçinin katıldığı, yüzeysel açıdan bakınca doğru ama içeriği tartışmalı bir sözdür. işte böyle bakınc tarihi ancak parçalı, birbirinden bağımsız almak diyalektiğe aykırı, antidiyalektik bir davranıştır. bunun sosyalist bakış açısında yer bulamayacağını söylemekte yarar var. elbette burada tarihi bütün olarak almakta, bütün tarihi aynılaştırmak olarak görülmemeli, yani şartlar ve koşullar değişince elbette tarihe bakış açısı da değişir ama tarih değerlendirilirken dönemin koşulu olan üretim ilişkisinden ve ideolojiden güç alınır.
mesela türkiye cumhuriyeti'nin kuruluş dönemi olan mustafa kemal dönemi rahatlıkla parçalı oalrak alınabilir. çünkü devletin ana eğilimleri değişir. aynı şekilde sovyetler içinde oluşan sağ kliklerin iktidarı ele alması ile birlikte gene sovyet tarihi bir kaç parçaya ayrılır. ama sosyalist bir ülke değerlendirilirken içindeki sağ klisklerin ideolojik eğilimleri eleştirilir. devletin şöyle ya da böyle yapısının eleştirilmesi tarihin parçalı anlayışına özgü bir bakış açısıdır.
bir sosyalist tarihe bakarken duygularını işe katması ne kadar yararlı sonuçlar verir bilinmez. elbette sosyalist denilen kişi kendine ait duyguları, öfkeleri, sevinçleri bulunan bir kimsedir. ama tarihe bakmak için maddi temeller essastır. onun dışına çıkan fazlasıyla metafizik bir yaklaşımla tarihin ana eğilimlerini görmekten kaçınır. bu ise en başta belirttiğimiz antidiyalektik bakış açısının yanına düşer.
konumuz elbette burada sovyetler tarihi değil. konumuz günümüzde değişen soldur. ya da bir şekilde marksizmden etkilenen sol hareketlerdir. bu tür değişimler 19.yy ortasındaki revizyonist bernstein'a kadar dayandırılabilir. o dönemden beri gelenek sol içerisinde kimi kırılmalar yaşanmıştır. komünizmle, anarşizm arasındaki kırılmadan söz bile etmiyorum. gelenek solun yaşadığı kırılmalar kimi tarihsel olaylardan kaynaklanır. burada en son yaşanan olay ise reel sosyalizmin çözülüşüdür. daha evvel de komünist hareket karanlık dönemler yaşamıştır. paris komünü sonra yaşanan gericilik yılları buna bir örnektir. ama paris komünün'den çıkarılan dersler- ki komünün pek çok hatası vardır ama bu ayrı bir tartışma konusu değinmek istemiyorum- bolşevikler için çok önemli yol göstericiler olmştur. bu sayede sosyalist devrim kendisinin somut hedef olduğunu, sosyalizm ise toplumsal bir kurtuluş projesi olduğunu ispatlamıştır.
bazı anlaşılması gereken noktalar var. 91 sonrası yaşananlar geleneksel sol da yeni kırılmalara yol açmıştır. ki zaten bu kırılmaları bugün pek çok kimse eleştirmektedir. kimse bir suçlama malzemesi olarak görmesin bunları. fakat eleştirinin kaynak noktası yanlış bir hedefi göstermektedir ve haliyle fazlasıyla hayali kalmaktadır. bu hayalcilikten bir an önce sıyrılması gerekmektedir solun. en azından bunun yoldaşça bir eleştiri olduğunun görülmesi gerekmektedir. solun kendine çeki düzen vermesi için bu gerekli.
not: sözü edilen sol, chp değildir. fakat chp gibi statükocu, piyasacı bir partinin karşısına gerici, piyasacı, işbirlikçi ve sermaye sınıfı diktatörü bir partinin konulması bir o kadar gerçeklikten uzak ve gülünç yorumlardır. komedyen yorumlarını bırakıp gerçekleri tartışmak gerek. bu işte çürüyen düzenin insanlarını işi değil, bu düzeni net bir şekilde bilen devrimcilerin işidir.