ilk buluşma

entry285 galeri video1
    176.
  1. onsekiz yaşımdayım ve müthiş heyecanlıyım. ortada bir şey yok, ilk okul arkadaşıyız fakat lise boyunca sohbetimiz sürmüş. üzücü bir takım şeyler olmuş ve yakınlaşmışız farketmeden, hiç anlamadan.

    uyku tutmadı, cevizli'de dayımlardayım. 1'de buluşacağız, haydarpaşa'da. ben 8'de evden çıktım duramıyorum ki evde. yolda aklıma daha önce ettiğimiz sohbetlerden bekletilmekten ne kadar müzdarip olduğu geliyor,"beni bekletmeyen ilk adamla evleneceğim." mesajı beliriyor gözümün önünde, gülümsüyorum.
    o zamanlar banliyö trenleri işliyor elimde telefon, mesajlarını okuyarak salına salına gidiyorum haydar'a.

    10'a yaklaşıyordu saat vardığımda. kimsecikler yoktu görünürde, tren istasyonunun arkasına doğru yürüyüverdim zira o, zambakları çok severdi zaten fazla olmayan paramın bir kısmını severek vereceğim bir çiçekçi aradım 1 saat kadar yürüdüğümü hatırlıyorum her yer kapalı neden kapalı olduğuna dair fikrim yok. buket zambak vardı elimde ve harika duruyorlardı.

    saat onbir buçuğu bir parça geçe tekrar haydar'da olmak üzereydim, tren istasyonu yolu üzerinde bir kalabalık, zaten gruplar halinde insanlar görmüştüm yol boyunca. önlerinde bir pankart kalabalığın eninde uzanıyor cart yeşil, sarı ve kırmızı ile bezeli bdp kadın kolları. elimde koca çiçekle beni görmeleri sebebiyle sanıyorum bir alkış kıyamet koptu ki sormayın, o kadar basket oynadım, futbol oynadım voleybol oynadım davul çaldım öylesi bir kalabalık tarafından ilkkez kucaklandım 1 eylül dünya barış günü'nü eda etmek için toplanmışlar.
    bankların en birincisine oturdum. kavurucu sıcağın altında arch enemy tişörtüm, uzun-kıvırcık saçlarım -o zamanlar saçlarım var- sağ bileğimdeki havlu bileklik ve onun altında, para koleksiyonumun en nadide parçası ve hemen sağ taraftaki büfeden aldığım su, sakız ve motor iskelesi önündeki simitçiden aldığım ve ısırmakta olduğum simit sanırım tamamım. 1'de buluşacağız fakat biliyorum ki en az yarım saat erken gelecek.
    su şişesinin kapağı ile zambaklara su çalarken kendimi balıkçı gibi hissettiğim de doğrudur.

    ve geldi.

    bez ayakkabı, ispanyol paça yumuşak-bol bir kot, pembe-yavruağzı bir tişört üzerinde yıldızlı bronz bir kolye, harikulade güçlü, güneşte çıtır çıtır kızaran ateş kızılı saçlar, yem yeşil gözler vurulduğumu itiraf etmem gerek, çok güzeldi.

    güneş bizi rahatsız edene kadar, belki de daha fazla oturduk konuştuk, kadiköy'ün içine gidelim mi diyiverdim.
    yürüyoruz, bizi çok yakıştıran bir gülcü abla çıkageldi nereden olduğuna anlam veremedim herkesin başına gelmiştir, "abi be, ablamı sevindir çok yakışıyorsunuz allah bozmasın." garibim, mahçup bir halde elindeki zambağı göstermeye çalışıyor çoktan gülü de tutuşturdum eline.
    ilerliyoruz, haldun taner'in arkasında olaylar patlak verdi; biber gazları, gaz bombaları silahlar nasıl da korkuyordu.. sanırım sayılı pişmanlıklarımdandır onu çatının altında bırakıp insanlara limon suyu yetiştirmeye çalışmam, şimdiki kafam olsa yanından bir saniye bile ayrılmazdım.

    otobüs durağı tarumar edilmiş, ortalık biraz durulmuş olsa da her yer kırık dökük içinde birbirlerine saldıran insanlar, polis, ağlayan kadınlar tam bir bilgisayar oyunu gibi idi her şey. demiryollarının otoparkı'nın uç tarafından tabiri caizse götüm götüm istasyona ulaşmaya çalışıyoruz tel örgülerin altından geçmeler sürünmeler ne eğlenmiştik.
    bostancı'da inip beer's'a oturduk, sakince konuşup hediyelerimizi verdik, bana süper bir öykü yazmış ve bir iksir şişesinin içine mantarıyla mühürlemiş zamanında o kadar açıp okudum ki, yazıları silindi silinecek korkuyorum -belki yazı vesile olur bitirince gider okurum.- açıp okumaya.

    tam beş yıl olmuş. şimdilerde "ayrı" olsak da beş yıl dahi geçse bu kadar keskin hatırladığım için kendisini çok şanslıyım ve aynı oranda şanssız, sanmıyorum ki bu saatten sonra bunun yanından, kıyısından geçecek önemde birisi olsun hayatımda.
    6 ...