lanet olsun ki herkesin bir şekilde hayatından geçmiş hocalar.
anaokulundan üniversiteye kadar her yerde insanın karşısına çıkıp, kimini bir süre kimini derin bir olayla hayat boyunca kötü bir şekilde etkiler bu insanlar. halbuki bu insanların asıl amacı, okulu, eğitimi, öğrettiklerini sevdirmektir, şevklendirmektir insanları bu yönde. ne kötü ki böyleleri pek de azdır, ya bir ya iki rastlanır 15-20 senelik tüm öğrenim döneminde.
şöyle bir istatistik yapılsa, ki yapılmıştır, insanlar hocalarının kaçta kaçını çok seviyordur, istekle, bir hevesle dersini dinliyordur, belki bir arkadaş oluyordur bazen diye; görüp görmüşlüğüm, herkesinki gibi, oldukça az olduğunu gösterdi bana bu tip insanların bu vakte kadar. ya tam tersi; sevilmeyen, hatta nefret edilen hocalar yüzde kaçtır peki? olmaması gereken şekilde çook çok fazladır o da.
hep denir ya, işini isteyerek, severek yapacaksın, öyle başarılı olursun diye... aynı şeyi düşünürsek; dersini, okulunu sevmeyen bir insanın başarı göstermesi nasıl beklenebilir ki? notlarını, karnesini, okullara giriş sınavlarını iyi getirmesi nasıl beklenir ki? sonuçta hepsini zorla, dayatmayla, istemeye istemeye yapmış olacak. ne yaptığından bir şey anlayacak, ne anlasa işine yarayacak...
sorun nerde o zaman?
suçu 'sadece' hocalarda, eğitmenlerde aramak manasız tabii ama, sorunun asıl kaynağının ders veren, bir şeyler öğretmeye çalışan insanların davranışlarında olduğunu söylemek de pek yanlış olmaz, sanırım.
herkes yaşamadı mı sanki?
taa ilkokulda, çarpım tablosunu ezberleyemeyemen, fişini okuyaman önlüklü velet arkadaşından ceza tokadını yemedi mi? kulakları esnetilmedi mi? ya da her ikisinin de kafaları yumurta gibi tokuşturulmadı mı? hakaret edilmedi mi? (daha devam etmek istemiyorum...) evet, hepsinin cevabı evet anasını satıyım...
e yine lise, üniversite eşek kadar herifler falan dersin de(yine de olmaz da, farzımahal); be düşüncesiz insan, daha çişini kendi yapamayan çocuktan ne istiyorsun? hırsını mı alıyorsun, n'apıyorsun? daha ilk okul dediği şeyi gören küçücük çocuğa dayağın, küfürün binini bir paraya satıyorsun...
***
geçen kuzenimin çocuğuyla konuşuyordum, 1.sınıfta işte. naber? nasıl okul, dersler? diye sordum. eh iyi dedi. bir şey anlattı, üzülmüş: sınıflarında bir kız varmış, bunlardan bir yaş büyük. geçen sene sınıfta kalmış, bu sene 2 ye gitmesi gerekirken şimdi 1 deymiş yani. kapıcılarmış. ailesi hiç ilgilenmiyormuş. o da böyle derste, sınıfta hiç okuyamıyormuş, yazamıyormuş, sorulan soruya cevap veremiyormuş. bilmiyormuş yani hiçbir şey. o gün bunların, bu şerefsiz .mına kodumun öğretmenleri o çocuğu pataklamış baya, kafasına falan vurmuş. üstüne gitmiş, hakaret etmiş. kuzenimin çocuğu bana anlatırken de, küfürlere, o laflara dili dönmüyor yani, bilmiyor hiç ne olduğunu, o derece.(bir de bu okul gecekondu semti bir yerde de değil, baya kodoman mahallesinde)öyle bir hırslandım ki, ya sabır diyip oturmasaydım o an, gidip tekme tokat öldüresiye de dövebilirdim o herifi. hala hırsım geçmiş değil gerçi... bilmiyorum...
o değil de, düşünüyorum, zorun ne ola ki? amacın falan? bilmiyor muydun yani sanki neler yaşayacağını bu mesleği seçerken? eğer karşısındaki insandan bir şeyler öğrenmeyecek olsa bu insanlar, senin gibilerin karşısında da durmazlardı zaten, farkına varamadın mı hala bunun? he?
.....
sana diyeceklerimi daha da küfür edip günaha girmeden şimdilik burada kesiyorum, biraz daha içime atıyorum... o yüzden sen 'önce' git kendini bi eğit!
***
dediğim gibi herkes yaşadı bu ve benzer olayları, ne kadar yazık ki. ya yanındakine ya da kendisine pat küt dalan, küfür eden, elinde cetvelle gözümüzün içine bakan bir hoca eksik olmadı hiç yanıbaşımızdan. asıl olarak hiçbirinde sevgi yoktu, ne işine ne de öğrencilerine karşı. hep bundan muzdarip olduk, kimimiz koptuk, kimimiz dağıldık...