o zaman tanrı bilinçtir.(bak gördün mü illa ki bir şeyleri tanrılaştırmak zorundasın)genelde böyle olur zaten. nemrudi, firavuni bir nefs i emmare ile kalp/ruh çatışmasıdır yaşanan. bunların içerisinde en bariz şekilde gözleneni düşünce yetisi merkezinin aşırı yükleme ile kaideden kayması, kendini aşması suretiyle yaratılmışlığı yakıştıramama, araştırdıkça saflıktan uzaklaşarak düzensiz/sapkın kimyasallaşma ve kimyanın bozulup aslına asla rücü edemeyecek hale gelmesidir.
açıyorum:
bugün benim doğum günüm. kendimi diğer insanlardan az da olsa farklı hissediyorum. sanki bir tek ben doğmuşum gibi bir acayip his. sanki istediğim anda/zamanda dünyaya gelmişim gibi hafif bir kudret hissiyatıyla birlikte morukluğa bir yaş daha yaklaşmış olmanın sinir bozucu gerginliği. basit bir doğum günü ama, farklılık yaşıyorum. bu en tehlikesiz olanının yanında devamlı suretle işleyen öğrendikçe/bilgilendikçe soyutlanmayı gerçekleştiren bir mekanizma vardır ki, bu mekanizmanın dişlilerini iblis yağlar. çocukluk yıllarımda(korkma lan otobiyografiye dek uzamayacak)bir yaz tatilinde yapacak başka hiçbir bok olmadığından dolayı okuduğum onlarca ağır kitaptan sonra sosyal çevreme yeniden intikal ettiğimde o içtimai alandan tanıdıklarım/bildiklerim sinek gibi küçülmüştü gözümde. hayata dair felsefi/analitik düzlemde konuşacakları olan küçük bir çocuğum ve akranlarım çelik çomak oynuyor, top sektiriyor, saklambaç oynuyor.(acımı paylaş) onların zevkleri, istekleri, çocuksu basmakalıp inançları ve davranış biçimleri bana çok uzak kaldığından o süre içerisinde çektirmek zorunda kaldığım tüm siyah beyaz vesikalık fotoğraflarımda emo kid profilini sunmak durumunda kaldım.(kalmışım)
çocuksu hal ve ahval terk ettiğim alanın doğrusu olduğu halde bana artık kafi gelmediğinden yeni arayışlarla birlikte içinde bulunmak zorunluluğuna sahip olduğum alandan nefret etmekle beraber bunların saçma, gereksiz, hiçbir işe yaramaz olduğunu düşünmeye başlayarak, kendimi üstün vasıflar sahibi kemale ermiş birey pozisyonuna atayarak çelik çomak, saklambaç, lastik top peşinde koşmak çocuksu gerçekliğinden soyutladım. öyle ya ben hamdım, piştim, yandım. artık bireylerin çocukluk evresi masalı benim için bitmiş, yerini kendim olmaya, benni aramaya bırakmıştı. her bulduğumda yeni öğrendiğim bir başkasıyla yer değiştiren benni yüzlerce kez kaybettim. hayat bu denli basit olamazlarla boğuşup dururken kendimi yüceltmek konusunda aklımı kullandım. o akıl benni yeniden yeniden tanımladı. basitlikler deryasında kulaç atıp gerçekler kıyısına ulaşmaya çabalarken her attığım kulaçta bir kez daha gelişen/artan meziyetlerim sayesinde çevresel faktörleri, inanışları, değerleri, yargıları basitlik seviyesine indirgedim.
sonra büyüdüm;
anladım ki epey yanılmışım. ve daha sonra birileri ile tanıştım. kelamın gücünden başka şeyler de öğrendim. kendi ürettiğimiz ve çoğunlukla içeride sakladığımız ama, fark edilsin ateşiyle yandığımız küçük şöhretlerin ne denli tehlikeli ve bir o kadar da saçma olduğunu fark etmeme yardımcı oldu. bir savaş yaşandığını, hayatın anlamının sadece bu savaştan inanç doğrultusunda galip çıkmak olduğunu, düşündükce düşüncenin dehlizlerinde kaybolunduğunu, aklın tanrılaştığını ve bu sayede ruhun kirlendiğini çözümledim. askıda kalmış kelimelerin zikredilmemesinin, içi doldurulsa keyif vermekten öte bir yarar sağlamayacak soru işaretlerinin öylece kalmasının sakıncasızlığını aldım başucuma koydum. orda duruyorlar sessiz sedasız; ben ibadet ederken.