türkçesi, "kuşların diliyle" feridüddin i attar isimli evliyanın mesnevisidir... 4724 beyitten oluşan eser, bir çok efsaneye konu olmuş simurg efsanesi nin farklı bir yorumudur, kitapta kuşların simurga ulaşmak için çıktıkları serüveni, aralarda kısa hadiseler ile pekiştirerek anlatılır... kitabın sonunda, kuşlar meşhur kaf dağının arkasına vardıkları zaman simurg u bulamazlar ve kelimelerin sihrine sığınarak gizemi çözerler. "si" farsça otuz demektir ve "murg" da kuş anlamına gelir. kaf dağının arkasına vardıklarında sadece otuz kuş kalmıştır geriye ve aslında simurgun kendileri olduklarını anlarlar.. vahdet i vücud a ulaşanlar ise, "halkın hakkın zuhuru, hakkın ise halkın bütünü olduğunu" idrak edeceklerdir...
"henüz küçük bir çocukken babası ile beraber feridüddin-i attar in evinde misafir olan mevlana celaleddin-i rumi, rüyasında nur yüzlü bir pirin, kendisine altı dallı bir gül fidanı verdiğini görür. rüyasını anlattığında babası; 'altı dallı gül, senin altı ciltlik bir kitap yazacağına işarettir" der. o anda orada hazır bulunan feridüddin i attar da ; 'altı dallı güle kavuşuncaya kadar bu kitap ile meşgul olursunuz' diyerek celaleddine mantık-ut-tayr ı hediye eder."
ve kitaptan bir alıntı:
"önce dağı yeryüzüne çivi/kazık yaptı, sonra yeryüzünü denizin içinden çıkardı.
yeryüzü öküzün sırtında dosdoğru durunca, öküz balık üstünde, balık da havada kaldı.
peki hava neyin üstünde? ancak bir hiçin üstünde. hiçin anlamı hiçtir.
öyleyse her şey bir hiç. o padişahın sanatını bir düşün!
bu hiç üzerine kurulu olanların hepsini koruyup gözetliyor.
mademki her şey bir hiçlik üzerine kurulu, öyleyse bütün her şey bir hiçtir şüphesiz.
cüz ve küll onun temiz varlığının delili, yer ve gök de onun bir avuç toprak mülkü.
arş su üstündedir, alem de hava üstünde. bırak havayı suyu, tüm mevcudat o.
gökyüzü ve alem bir tılsımdan ibaret. her şey odur, bütün mevcudat bir isimden ibaret.
bir bak bu alem de, o alem de odur; yok ondan başkası. eğer varsa o da odur.
her şey bir zattan ibaret, ancak sıfatlarla bezenmiş.
her şey tek bir harf aslında, ibareler değişik.
hak erinin padişahı tanıması gerekir. yüz değişik elbiseyle de görünse onu bilmelidir.
yanılmaz asla o er, şah kimdir bilir. madem ki her şey odur, öyleyse bu yanılgı nedendir?
yanılgıya düşmek, şaşkın kimselerin işidir. bu çeşit bakış, sapkınların işidir.
heyhat! kimsenin gücü yetmez buna, bunu göremez.
cihan güneşle apaydınlık olduğu halde, gözler kör!
bu gerçeği görürsen aklını yitirirsin. her şeyi o olarak görür, kendini kaybedersin.
ne garip, aczinden herkes eteğini eline almış kaçmakta, çaresizliğinden özür beyan edip çıkış yolu aramakta.
ey varlığın aşikarlığı yüzünden gözlere görünmeyen!
senin hakiki varlığının yanında alemin varlığı bir gölge, bir hiçtir, ortada bir şey yoktur.
can cisimde ve sen onda gizlisin. ey canların canı, gizlilik içinde örtülüsün. "
bu kısmından çok etkilenmemden olsa gerek, kitabı bitirdikten sonra hattat bir arkadaşıma "la şey" kelimesinin koreografisini çizdirip odamın duvarına asmıştım, hala aynı yerinde asılı duruyor...