Martin heidegger, kırsal bir kesimde yetişmiş ve özünden hiçbir zaman kopmamıştır. Varlık ve zaman adlı eserinden sonra güney-kuzey amerika'da, avrupa'da, japonya ve diğer birkaç asya ülkelerindeki şöhretine karşın giyiminden konuşmasına dek hala köyünün insanıydı. Bu görenleri oldukça şaşırtırdı. "Kitaptaki adam bu mu?" Diye soran onlarca insan olmuştur.
Üniversitedeyken kendisine şehirden uzak bir yere kulübe yaptı. Ve şehir hayatı ile bağlantısını kesti. Çünkü şehir veya kalabalık insanın kendisine yabancılaşmasına sebep oluyordu. Eşi ve çocuklarıyla o kulübeye yerleşti, odununu kendisi kırar birçok aleti kendisi yapardı. Onu orada ziyaret edebilen tek kişi öğrencisi gadamer idi.
Bilim ve felsefeyi ayrı olarak ele alıyordu. Bu yönden heidegger'in bilim karşıtı olduğu sanılsa da o "benim bilime/tekniğe herhangi bir karşıtlığım yok, sadece felsefe metafizikçilerin ve pozitivistlerin söylediği gibi değil." Gibi bir şey söyleyerek konuya açıklık getirdi bir röportajda.
Ve kendisinin kısmen yanlış ve yarım bıraktığını söylediği işin doğrusunu ve devamını kendisinden sonra bir "düşünür"ün getireceğini ve o kişinin önünde eğildiğini söyledi. Ona düşünür demesinin sebebi felsefenin yöntem ve konusu bakımından artık felsefe olmadığını bu yüzden kendisine de felsefeci derse kendisini de eleştirdiği şeylerle aynı kefeye koyacağını düşünüyordu. O çok daha geniş anlamda düşünmek dedi. Burada düşünmek elbette oldukça ayrıntılı "düşünmek ne demektir" eseri bunu anlamak için yararlı olacaktır.