yine bir nisan ayındayız.
nisanlar yüz yıldır bir başka. bir asır önce bulaşan kan hiç bırakmadı yakasını baharın. baharın bağrında sessiz çığlıklar ve yitik bedenler var. siyaset, nefret ve cinayet örgüsünde yüz yıldır yoğrulmakta olan bir coğrafyanın duyulmamış acıları salınıp duruyor atmosferde. soluduğumuz havada gidilememiş yerler, içilememiş sular, yaşanamamış hayatlar ve tecrübe edilememiş seviler var. keşke bahara kulak verebilsek. dünyanın yaşatmaya durduğu bir mevsimi ölüme payende etmesek.
yüz yıl geçti. kimine kolay, kimine zor geçti. bu yüz yıl kimileri için katledilen gayrimüslimlerin mallarına çöreklenip sömürmenin, yurtlarına dönme umuduyla yollarda can veren insanların emeklerini çalma haysiyetsizliğini göstermenin ve ahlaksızca semirmenin yüz yılıydı. kimi için ise yollarda yitip gitmenin, asimile olup erimenin, yabancı memleketlerde yeni bir hayatı yoktan var etmenin, saklanmanın ve sinmenin yüz yılıydı.
yüz yıl geçti. acı hala bıçak gibi keskin. feryad muhatabını bulamadı ve ufunetten bir saat sarkacı gibi sallanıp duruyor boynumuzda. ne katledilip sürülenler, ne de katledip sürgün edenler bir yerlere gidebildi. herkes gövdesinin olanca ağırlığıyla burda. talat paşalar da bugün burda, gomidas vartabedler de burada. enver paşalar da burada, rupen zartanyanlar da burada. muhatabını bulamayan her acı tarihin derinliklerinden bugüne hortlaklar taşır. türkiye’nin iklimine sinmiş bu kan, kin ve irin nefesi de bu hortlakların bimuhatab vaziyetlerinden ileri gelmektedir.
yüzyıl geçti. bugünlerde dünya ermeni soykırımı’nı tanıma konusunda daha hevesli. hali hazırda pek çok ülkenin tanıdığı soykırım 100.yıl vesilesiyle artık türkiye’nin en yakın müttefikleri tarafından da dile getiriliyor. nitekim son dönemde papa’nın ve avrupa parlementosu’nun ermeni soykırımı’na yönelik söylemleri son derece önemli. avrupa parlementosu 1915’te ermeniler’e yapılanların bir soykırım olduğunu kabul etti ve henüz bu elim hadiseleri soykırım olarak kabul etmemiş ab ülkelerine de bu yönde çağrıda bulundu. papa ise ermeniler’in acılarını paylaştığını ve insanlık tarihinde böyle soykırımların bir daha yaşanmaması için çabalamak gerektiğini belirtti. ne ki türkiye’nin vatikan büyükelçisini geri çekmesi ve sert tepki vermesi üzerine: “tarihi olaylar adlarıyla anılmalıdır” diyerek sözlerinin arkasında durdu.
papa’nın “tarihi olaylar adlarıyla anılmalıdır” sözü hepimiz için yol gösterici olmalıdır. adı konulmayan her acı ölümsüz bir karabasana dönüşüyor. 1915’in adını koymak en çok da bugün ile yüzleşebilmek bakımından elzemdir. türkiye 1915’i bir soykırım olarak kabul eder ve özür dilerse muhakkak bu durum pek çok müspet netice doğuracaktır. her şeyden önce türkiye’nin bir asırlık ömrü boyunca burnundan kıl aldırmayan nemrut tarafı aşınacak. soykırımın kabulü neden bu tür vakıanın yaşandığı konusunda sorgulamalara yol açacak ve tabi olarak bu tür vakıanın tekrarlanmaması için toplumsal ve örgütsel bir mekanizma gelişecek. nefrete karşı savaşta ciddi anlamda hücuma geçilecek.
toplumca 1915’le yüzleşebilseydik dersim soykırımı, varlık vergisi, 6-7 eylül pogromu, maraş, madımak, hrant’ın katli, sevag şahin balıkçı’nın katli ve nihayet roboski katliamı yaşanmayacaktı. devlet soykırım gibi bir insanlık suçundan böyle ucuzca yırtamayacak ve hesap verme mekanizması gelişecekti. bu nedenledir ki 1915 derken yüzyıl öncesinde kalmış cinai bir olaydan değil bilakis 2015’in ta kendisinden bahsetmekteyiz. talatlar, enverler, cemaller bugün de her yerdeler. temeli yağmaya dayanan bir devleti yağmacılık yasalarına göre yönetmekteler. 1915’le yüzleşmek bugün ki elim vaziyetle yüzleşmektir.
1915’le yüzleşmek bir başlangıç yapmaktır. hesap vermeye,özür dilemeye, sorumlu olmaya uzanan bir başlangıçtır bu.
bir asır öncesinden kopup gelen hortlakların acı feryatlarını yatıştırıp,yarına dair ümit besleyebilmek için bir başlangıçtır bu.
1915 düne dair olan değil, bugünümüzü idame ettiren ve yarınımızı peydahlayan ortak acımızdır.
yüz yıl geçti, geçti mi?
(cem akbalık'dan alıntı)