seküler-modernizmin "dinden uzaklaşmaya meyilli" bireylere otomatik olarak enjekte ettiği görüştür. hani "dinin ne" veya "tanrıya inanır mısın" sorusuna 'özgürce' "uff snn be slk .s.s" cevabını verenler var ya, hah işte onlar.
öte yandan;
bir dine dahil olup tanrıya inanan ancak o dinin ya da tanrının söylediklerini doğru kabul ederken neredeyse bunlara uygun hiçbir eylem sergilemeyenlere "hastalıklı", "ruh hastası", "tutarsız", "çelişkili", "tehlikeli", "kalitesiz birey" diyebiliriz zira belli ki felsefi gelişimini tamamlamamıştır. islam açısından ise "fasık" denilir bunlara.
aklı kullanmamanın kaçınılmaz sonuçlarından biri budur ve zaten en alt tabaka insan da ancak bu olabilir. fakat burada bahsettiğim şey "dinin söylediklerini doğru kabul ederken yaptığı yanlışları (tezatları) kendine 'hak' görenlerdir". bunun da iyi anlaşılması gerekir. yani insan tezatlıktan "uzaklaşmaya çalıştıkça" üstündür. total bir sonuç görmekte gerekmez. hayat her halükarda bir yolculuktur. konuyla ilişkili olarak nietzche "insanın söz ve eylemi arasındaki mesafe sıfıra indiğinde (çelişkisiz) tanrı olur" demiştir.