yerli dizilerimizde belli bir zaman sonra en sonunda istanbul'a doğru yapılan göç akımıdır.
şimdi efendim dizimiz köyde veya istanbul dışı bir yerde başlıyor. gayet ağalı, konaklı, ve yahut normal bir karadeniz dizisi. tamam buraya kadar anladık. anadolu insanımızı da kazanmış oluyorlar veya o yörenin insanını da "bakın bizim memleket çıkıyor" diyerekten diziye bağlıyorlar.
ulan sonra ne oluyorsa artık, birileri köyden ya da şehirden çıkıp istanbul'a geliyor ve akabinde hurra tüm filmde gördüğümüz cemaat da oraya taşınıyor. her karaktere de kıldan tüyden bir sebep buluyorlar nasıl oluyorsa. bunun sebepleri neler olabilir, niye seyircisini aldatır bu yönetmenler diye düşündüm aklıma iki sonuç geldi.
1- film ekibi veya başrol elemanları oralarda sıkılıyor. istanbul'a gelmek için senaryoyu o yönde kanalize ediyorlar.
2- artık köylerde veya çekim yapılan istanbul harici yerde çekecek konu veya mekan bulamıyorlar yeni aksiyon katmak amacıyla ve görüntüler çeşitlensin diye istanbul'a geliyorlar.
ezo gelin'de, sıla'da ve kavak yelleri'nde gördüm bunu. ama seyretmediğim filmlerde de vardır belki. taa eskiden aşkına eşkiya (bkz: alişan) vardı. eh yani eşkiya diyorsunuz hem, hem de onu bile dağlardan istanbul'a getirip 2. bir aynalı tahir vakası yapıyorsunuz. aşkına eşkiya değil de, şaşkına eşkiya. bir de berivan aklıma gelenler arasında.
zaten yapımcı veya yönetmenlerin döneklikleri sadece bununla sınırlı değil. sıla gibi berdele karşı mesaj verme kaygısıyla başlamış bir dizide -ki sırf bu dizinin reklamını yapmak için kıytırıktan berdel haberleri yayınlayan atv ana haberi de unuttuk sanmayınız- iki elemanı birbirine aşık ederek; berdeli, bir anda iyi bir şeymiş gibi göstermesi, hangi akla hizmet işler yaptıklarını merak etmemi sağlamıştır.
bu "dön dolaş istanbul'a gel" kısır döngüsü hiç de iyi bir durum değil. sosyolojik açıdan bakarsak köyden kente (hatta sadece istanbul'a) göçü pompalıyor bence.