Şimdi size hayatımın en büyük travmasını anlatacağım.
5 yaşımda herkesle iyi geçinen, yaramazlık yapmayan, uyku saatlerinde ağlamadan uyuyan, neşeli cıvıl cıvıl pıtırcık bir anaokulu öğrencisiyim. Havalar iyice ısınmış, okul sona doğru yaklaşmış, hazin son ayak seslerini usulca duyurmaya başlamıştı ve tabiki biz de diğerleri gibi yıl sonu müsameresi yapacaktık.
'Pamuk prenses ve yedi cüceler' oynanacak. Ve bilin bakalım prenses kim? Tabiki de justicia. Sınıfın da en yakışıklı çocuğuyla oynayacağız nasıl mutluyum anlatamam. Zaten böyle sürekli evciliklerde o baba ben anne oluyordum yemekleri hep birlikte yiyiyorduk filan şimdide ben prenses o prens olacaktı. Bir hafta boyunca provalar yapıldı, prenses kostümlerimiz geldi, replikleri hocalarla birlikte ezberlemeye çalışıyoruz vs derken bir gün bizim piyes ekibi yine toplandı. Sema hoca vardı kulakları çınlasın durdu ve bana dedi ki 'justicia'yı boyu uzun olduğu için ayna yapmaya karar verdim.'
Dünyam başıma yıkıldı. O sırma saçlı, prensimin prensesi olan beni kadın aldı ayna yaptı. Melis diye bir kız vardı hiçte sevmem onu da aldı prenses yaptı bu.
Evet prenseslikten aynalığa terfi edişim bu şekilde oldu ve tüm piyes boyunca yaptığım şey yalı kazığı gibi ayakta durup boş çerçeve tutmaktı.
Bir çocuk için atlatmak gerçekten kolay olmuyor, uzun süre etkisinde kalmıstım ve şu yaşımda hala pamuk prensesten nefret ederim.