abdurrahman yalçınkaya

entry156 galeri
    28.
  1. en büyük akp'li olarak anılması yakın olan savcı. 2008 mart ayı itibariyle akp'nin ekmeğine yağ sürmekte.

    kurt politikacıların aksine attığı adımın sonuçlarını hesaplamadan, türkiye'yi kasıp kavuran muhafazakar* ulusalcı rüzgarın gazıyla, türk hukukçularının kapatma maniası*** paralelinde elindeki yetkileri kullanmaya çalışan adam.

    hakim-savcılar arasında yapılan bir ankette okuduğum ve birçok hakim-savcının beyan ettiği, o inanmak istemediğim "devletin çıkarının gerektiği yerde hukuku dikkate almam, devlete hizmet ederim" yaklaşımının sonucu olduğunu düşünüyorum.

    ara not: akp'li değilim, akp'yi sevmem. "akp'li lan bu" şeklinde dallamaca yaklaşımlarla karşılaşmamak adına da olsa bunu söylemek zorunda kalmaktan nefret ediyorum. buna rağmen akp'li olduğum konusunda ısrar edecek muhtemel dallamalar için orta parmağımı hazırda bekletiyorum.

    bu süreç akp'yi kapatsa bile -ki bu kapatılmayla avunmak muhalefet için kimse alınmasın ama siyasi bir zavallılıktır ve ayrıca şartlara bakılınca mümkün değil- aynı kadro daha önce olduğu gibi başka isimler altında yeniden organize olacak ve ilk fırsatta kapatılmış olmalarının mazlumluk teması üzerinden reklamını yaparak yeniden iktidara gelecek.*
    akp'yi kapatamasa bile bu dava, demokrasi sisteminin yürümesi için gerekli "akp harici, iktidar adayı, sistemiçi siyasi oluşumlar"a* teorik ya da pratik bir güç kazandıramayacak. aksine bir sonraki seçimde akp'nin yine aynı şekilde mazlum görünme imajı kullanmasına ve oylarını arttırmasına imkan tanıyacak.

    sonuç olarak, bu dava neticesinde daha büyük bir tayyip egosu altında yaşamaya hazır olun derim. bu davanın haberini ilk aldığımda "bu ne aptalca bir girişim, bunun işe yarayacağına kim inanır?" şeklindeki o klasik rezil espriyi yapmıştım. ama zaman içinde türkiye'de kadirizm'in ne kadar güçlü olduğuna ve bu davayı ciddi ciddi ülkenin kurtuluşu falan gibi görenlere şahit oldum maalesef. şu klasik türkiye siyasetinin dinamiklerini tahmin edememe sendromunu yaşayan entelektüeller arasına kattım kendimi tüm mütevaziliğimle.

    neyse, madem öyle dedim, konuyla ilgili entelektüel bir racon kesmeden bitirmeyelim:

    düşünce tembeli olduğumuz için kolay yolları seçeriz, şüphesiz. akp'yi safdışı etmenin kolay yolu olarak 2 seçeneğimiz var şu an. birisi bu dava, diğeri de darbe.

    ilki için denebilir ki, akp adı altındaki siyasi oluşum yukarıda bahsettiğim nedenler yüzünden bu dava ile ölmez. nietzsche'nin "öldürmeyen güçlendirir" sözü paralelinde da daha büyük bir güç haline dönüşür.

    darbe ise bu siyasi oluşumu bir süreliğine öldürür ama birkaç sene sonra yüzeysel olarak form değiştirmiş haliyle yeniden iktidara gelmesine engel olamaz. darbenin küçük bir yan etkisi ise, sadece akp'yi değil türkiye'yi de geleceği ile birlikte öldürmesi. bu yüzden zorunluluk vehminde bile tercih edilmemesini öneririm ancak yine de siz bilirsiniz sayın "yazar-general"ler.

    nasıl deprem ile yaşamaya alışmak gerek deniyorsa, akp ile de yaşamaya alışmak lazım. bu parti bu ülkenin gerçeği, türkiye'nin sosyal-siyasi evriminin getirisi. evrilme devam ettiği sürece elbette birgün akp de tarihe karışacak. yapılması gereken bunu çabuklaştırmak. akp'nin tarihe karışmasını çabuklaştırmak ise ancak bilimsel, rasyonel siyasi tavırlarla mümkün olabilir.

    şu an yapıldığı gibi "kutsal emanete nanik yapan çocuğu kovalayan papazın taassubu" misali bir atatürk düşmanı ithamıyla ezmeye çalışmaksa, kasaba meydanında nanikçi çocuğu kovalayan ihtiyar papaz misali soytarı olmaktan, gülünç duruma düşmekten başka sonuç getirmez.

    yanılmıyorsam andrew mango'nun bir sözü vardı. "atatürk türkiye'nin sevgilisiydi, inönü ise kocası." yani atatürk diktatör olduğu gerçeği açık olmakla beraber, halkı heyecanlandıran yeni birşeyler getirdiği, köhneleşen sosyal hayata ferahlık penceresini açtığı için sevildi. inönü ise, atatürk sevgisini "ilişkinin evlilik akdi ile zorunlu hale getirilip baskıcılaşması" misali zorunlulaştıran bir sistem kurduğu ve bunu kendi diktatörlüğüne çevirdiği için nefret edildi.

    güzel bir laf var, hepiniz duymuşsunuzdur, "verilen kıymet kara kaşı kara gözü için değil" derler. atatürk'e halkın vaktiyle verdiği kıymet de sarı saçının parlaklığı ya da mavi gözün estetiği üzerinden değil. yani atatürk'ün şahsına değil, farkına varıp desteklediği özgürlük* ve değişim rüzgarına.

    türkiye'nin ulusalcılarının ve her ne demekse kemalistlerinin atatürk sistemi zannettiği şey ise, yeni kurulan ulus için vasat bir siyasi diktatörlük sistemi olan inönü yorumundan başka bir şey değil. savunulmaya çalıştıkça batacağı açık.

    siyasi sistemin müdahale edebileceği coğrafyanın dışında bulunan ve bu siyasi sisteme toptan aykırı ve düşman bir adamdan, sistem içine yönelik yorumlar okudunuz.*

    vakit kaybı...*
    2 ...