SSCB’nin himayesindeki Kim il Sung önderliğinde kurulan KDHC daha baştan Stalinist tipte örgütlenen bürokratik bir diktatörlüktü.
KDHC “Anti-Japon Ulusal Birlik Cephesi” kurmuştu ve cephenin içerisinde, adından anlaşılacağı üzere, yerli burjuvazinin de yer alması savunuluyordu. Bu cephe Stalinist “halk cephesi” anlayışının bir örneğiydi aynı zamanda. Japon işgaline karşı bağımsızlık mücadelesi veren bu cephe, dönemin iki büyük gücünden biri olan SSCB’ye sırtını dayamayı tercih etmişti.
Hem SSCB’deki bürokratik sistem, hem de onun ideolojisi olan Stalinizm Kuzey Kore’ye uyarlandı. Bu tip ülkelerin yapısını Elif Çağlı Marksizmin Işığında kitabında şöyle açıklıyor:
“Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi, bürokratik devletin kumandası altında oluşmuş bir sosyo-ekonomik formasyon, kapitalizmden komünizme geçiş dönemiyle hiçbir ilgisi olmayan ve tamamen kendine özgü karakteri temelinde irdelenmesi gereken bir fenomendir. işçi sınıfının iktidarını bürokrasiye kaptırdığı, ya da zaten hiç iktidara gelmediği ve devletin daha baştan bürokratik tarzda kurulduğu ülkelerin tümünde, kapitalizmden komünizme geçiş döneminin temel koşulunun varlığından söz edebilmek olanaksızdır.”
Bu temel koşulun “proletaryanın devrimci diktatörlüğü” olduğunu söyledikten sonra, işçi demokrasisinin bir seçenek değil bir zorunluluk olduğunun altını çiziyor:
“işçi demokrasisinin olmadığı koşullarda işçi devletinden, işçi devletinin olmadığı koşullarda da, geçiş döneminin varlığından söz etmek olanaksızdır. Demek ki, bu toplumlar «sosyalist» olarak tanımlanamayacağı gibi, bunların, «geçiş dönemini yaşayan toplumlar» olarak tanımlanması da mümkün değildir.”
Kuzey Kore’de işçi demokrasisinin olmadığı, daha kuruluş yıllarında Sung’un sözlerinden de anlaşılmaktadır. Sung birçok konuşmasında ve yazısında içerisinde ulusal burjuvazinin de olduğu birleşik cephe ile demokratik bir halk cumhuriyeti kurmaktan bahseder. “Halk cephesi”, “demokratik halk cumhuriyeti” gibi kavramlar Stalinizmin ürünleridir. Asya’dan Afrika’ya ulusal kurtuluş mücadelesi veren birçok ülkede, ulusal kurtuluş hareketlerinin başını çeken örgütler emperyalizme karşı Sovyetler Birliği’nin desteğini alabilmek için bu kavramlara sarılmışlar, kendilerini “sosyalist” olarak pazarlamışlardır.
işçi sınıfının hem nicelik hem de nitelik olarak çok zayıf olduğu bu ülkelerde, küçük-burjuva hareketler önderliğinde Stalinist bürokratik diktatörlükler kurulmuştur. işçi sınıfının toplumsal etkinliği ne kadar zayıfsa, bu ülkelerdeki garabet de o ölçüde artmıştır. Kuzey Kore örneğinde bu garabet en uç boyutlarına varmıştır. 1946’da Sung’un bizzat verdiği rakamlara göre halk komitelerinde yer alanların sadece %5,7’si işçiydi. Bugünkü Kuzey Kore garabetinin sınıfsal arka planı işte burada yatmaktadır.