2001 yılında daha bir aylık bir yavruyken geldi evimize. Hane halkının direnç göstermesi üzerine ilk gününü dedemin evinde geçirdi. Odasına mamasını, kumunu koymuştuk. Sanıyorduk ki uslu uslu yatacak... sabah gittiğimizde her şey yerlerdeydi. Çok yaramazdı hınzır. Sonraki iki üç gününü boş dükkanda geçirdi. Ancak her dakika hane halkı onu sevmeye gidiyordu. Baktılar ki olmuyor, ben de vazgeçmiyorum, çıkardık eve...
işten gelince her birimizi kapıda karşılayan, geciktiysek babamız gibi atarlanan, mama delisi o güzel kedi son günlerde hiç bir şey yiyemedi, bizim şiringa ile içirebildiğimiz su dışında bir şey içemedi. Düzenli olarak veterinerine gidiyordu. Son akşamında ben ülke dışındaydım. O gün artık salyalarını dahi tutamayacak duruma gelmiş..
Ertesi gün bir başka veterinere götürecekti kardeşim, götürdü de... yurt dışında olmama rağmen arayınca durumda bir pislik olduğunu anlamıştım. Hemen açtım. Neyse veteriner güzel şeyler söylememiş. sonuçta uyutulmasının daha doğru bir seçenek olduğunu, şu an çok ızdırap çektiğini, ilaçlı tedaviyle en fazla 1 hafta o da ızdıraplı bir hayat sürebileceğini söylemiş.
En çok üzüldüğüm konu, bu zor kararı kardeşimin vermek zorunda kalması...
Gece geç vakitte eve geldim. Normalde kapıda beni karşılaması gerekiyordu, bana söylenmesi gerekiyordu. Kapıdan içeri girince 15 yıldır orada duran mama ve su kabını göremedim, ellerimi yıkamaya gittiğimde kum kabı yoktu. içeride minderinin ya da kalorifer peteğinin üzerinde de değildi.
Az önce veterinerden teslim aldık. Bir beze sarmışlar ve derin dondurucuda saklamışlar, donuktu. Elimde taşırken neresi başı, neresi poposu onu bile anlayamadım... sevdim sadece... Küçük bir siyam kedisi olarak başladığı 15 yıllık yaşamına sayısız hınzırlık sığdırdı... Kuş avlamak mı dersiniz, her tarafa koku bırakmak mı, bütün ev çiçeklerini yemek mi, sallanan ele dayanamama güdüsünden kaynaklanan küçük yaralanmalar mı... Yine de bizim canımızdı o, bize atarlandığı zamanlar, bizle uzun uzun konuştuğu zamanlar, gece üşüdüğü zaman girdiği yorganın altında oksijensiz kalınca kafasını ustaca bir manevrayla göğsümden çıkartırkenki o yüz ifadesi aklımdan geçti elimde bir beze sarılı dondurulmuş bedeniyle yürürken...
Sonra babama teslim ettim. Babam yazlığa götürecek ve bahçemize defnedecek. Başına bir şey gelirse kendim defnederim diyordum ama bu gücü kendimde bulamadım...
Şimdi hayatı boyunca birkaç kez gittiği, hatta zorla denize soktuğum o yerde, kaçıp saklandığı bahçede koşturmaya devam edecek...
Güzel oğlum, akıllı kedim... Yaşamımızın on beş yılını şenlendirdiğin için çok teşekkürler, umarım biz seni hiç kırmamışızdır...