tiyatro

entry295 galeri video1
    51.
  1. bildiğiniz gibi tiyatro çeşitli açılardan sinemayla sıkça kıyaslanmaktadır. bu kıyası tiyatroya kutsallık atfederek yapmak ne kadar şovenist ise sinema lehine "halk çocuğu raconu kesmek" de o kadar basittir. söylemler çok bildik aslında, bunları tekrarlamaya lüzum yok. lakin öyle bir karışıklık var ki ben henüz çözebilmiş değilim. takdir edersiniz ki sanatta iyi-kötü ayrımı çok belirgin değildir. aynı sosyal sınıfa mensup bireyler arasında dahi çok keskin sanatsal zevk ayrımları olmaktadır. zira olanca hızıyla metalaşmış olmasına rağmen hala sanatla bir ürün arasında biraz olsun fark varsa o farkın kaynağı buradadır. çünkü, sanılanın aksine aslında kimse sevmediği sanatla birlikte görünerek statüsünü belirleyemez. yani bunu yapmaya çabalar ama neticede sevmediği sanatı satın almaya(ne yazık ki uygun tabir bu) devam etmez. eğer ediyorsa artık o sanatın müşterisidir. neyse konu dağılmadan yuksarıda bahsettiğim karışıklığa değineyim.

    sinemanın daha ezici bir sektör haline gelmesini ve uluslararası boyutta "ortak pazar" kurmasını düşünürsek, sinemadan daha çok paralar kazanılması ve çok daha fazla film çekilmesini anlayabiliriz. yani rakip olarak konulan bu iki sanat farklı boyutlarda. aslında temelden farklı sanat değiller ama ürün olduklarında farklılar. yani, sinemada daha çok para dönüyor. haliyle daha fazla film çekiliyor ve seri üretim de kaliteyi düşürüyor. zaten "iyi film" dediklerimizden belki daha da fazlası için "kötü film" diyoruz. bu kötü mevzusu elbette göreceli ama temelde anlaşılan beğeni referansları var.

    tiyatroya gelelim, sinema kadar üretim yok/büyük paralar dönmüyor/seri üretim yok. yani tüm bu "pazara dair fonksiyonlar" tiyatroyu elit kılıyor. işte bu yüzden şu yaşıma kadar bir oyundan çıkan birisinden "kötü oyun" lafını duymadım. işte karışıklık budur. kötü tiyatro oyunu yoktur! daha doğrusu, tiyatronun elitzimi o kadar egemen olmuştur ki "iyi oyun" yerini "iyi sanat" kavramına bırakmıştır.

    şimdi sizlerin, "sanatı ürün gibi algılamışsın lan yarraam" dediğinizi duyar gibiyim. bu noktada biraz insafınıza sığınıyorum zira 32.gün programında türban tartışılırken "neden küpe takıyorsun?" sorusuna "seviyorum da ondan" demek yerine "çünkü ben sanatçı ruhluyum" diyen genç adamın hissettiği o "ruh"u hissedemeyeli uzun zaman oldu.

    bir diğer nokta ise, benim tiyatrodan anlamayan, sinemada bize dayatılan onca efekte-gürültüye kanan bir ahmak oluyor oluşumdur. (bkz: evet ulan hastasıyım)
    1 ...