Alman aydınlanma hareketinin gelişiminde müessir temel amil, Alman burjuvazisinin sınıfa dair hüviyetine geç kavuşması, ekonomi ve siyaset sahasındaki tekamülünü ingiltere ve Fransa’ya nisbetle daha geç tamamlamasıdır. Almanya’da burjuvazinin siyasi taleplere başlaması 1840 gibi geç tarihlerde ortaya çıkmıştır.
Aydınlanma hareketi merkezi monarşiler içinde değil de, prenslikler içinde gelişmiştir. Alman aydınlanması, devrin ticaret merkezleri olan Hamburg ve Leipzig kentlerinde başlamış, 18. yüzyıl boyunca Bavyera ve Prusya’da yaygınlaşmıştır.
18. yüzyılın ikinci yarısında Alman aydınları, ingiliz ve Fransız aydınlarıyla münasebet kurarak onların tecrübelerinden faydalanabilmişlerdir.
Alman aydınlanmasında, felsefeciler ingiltere ve Fransa’ya nisbetle burjuvazinin tesirine daha az maruz kalmışlardır. Kant’tan Hegel’e kadar Alman filozofları daha çok müşahhas gerçeklik sahasını terk ederek teorik çalışmalar yapmışlardır. Bu sebeple, Alman aydınlanmasında burjuva görüşü, felsefe içinde biçimlenmek zorunda kalmıştır.
Christian Wolff (1679-1744): Devlet anlayışında aydın despotizmini idealize ediyordu. Wolff aynı zamanda, yeni ilim anlayışını Alman üniversitelerine sokarak, eğitimi ilahiyatın belirleyiciliğinden kurtardı.
Ancak Alman aydınlanma hareketi içinde materyalist ve ateist fikirlerin yer alması 1780 gibi geç tarihlerde gerçekleşmiştir.
ilk olarak Immanuel Kant 1781’de Mutlak Aklın Tenkidi adlı çalışmasında, devrin tabiat ilimlerinin sonuçlarının felsefeye getirdiği yeni meseleleri ele almıştır. Bu çalışmada materyalizm ile idealizm arasındaki teorik çatışma dikkat çekicidir. “Töreler Metafiziğinin Temellendirilmesi”, “Pratik Aklın ve Muhakeme Gücünün Tenkidi”, Almanya’da rasyonalist, Descartesçı felsefeden kopuşu gerçekleştirmiştir.
Kant tecrübeyi, mesmuatı bilgilerin kaynağı olarak kabul ederken, zamanın, mekanın, illiyetin öncelikli kategoriler olduğunu kabul eder. Yani hem mesmuatçı,materyalist ve idealisttir.
Johann Gottlieb Fichte (1762-1814):
1789 Fransız ihtilalinin ortaya çıkardığı siyasi meselelere felsefi cevaplar getirmeye çalışmıştır. ilk olarak düşünce hürriyetini baskı altında tutan Avrupa prenslerine karşı, Düşünce Hürriyetini Geri isteme adlı makalesinde bu fikirlerini dile getirmiştir.
Fichte “Bütün Bilim Öğretisinin Temeli” çalışmasında, ilim olarak felsefeyi ve ilmin vasıflarını istintak ederken, Kapalı Ticaret Devleti adlı ütopik çalışmasında, tabii hukuk ve devlet arasındaki tesadümün ortadan kalktığı bir idare biçimini ortaya koymuştur.
Alman aydınlanma felsefesi George Wilhelm Friedrich Hegel (1770-1831) ile doruk noktasına ulaşır. Hegel felsefesinde tabiatı, tarihi sürekli hareket eden, değişen vak'a'lar olarak kavramış, bu değişimlerin dahili kanunlarını açıklamaya çalışmıştır
Hegel Fransız ihtilali ve sonrasında ortaya çıkan Napolyon imparatorluğu devirlerine tanıklık etmiştir. Hegel burjuva sınıfının ortaya koyduğu gelişmenin tenakuzlarını, feodalizmin kapitalizme geçiş vetiresini, tarihi diyalektik gelişme kavramıyla felsefi olarak açıklamaya çalışmıştır. Mantık, tabiat, geist (mutlak ruh) olmak üzere üç alanda felsefesini gerçekleştirmiştir. Geist felsefesi, hukuk, tarih, estetik ve din gibi mevzuları da ihtiva eder. Hegel'in felsefesi Alman idealizminin en yüksek noktasını ifade etmektedir. ‘Hegel'in felsefesi din ile uzlaşma ve gerginlik arasında gelişmekte, aydınlanma ve tabiat ilmi içinde her şeyi açıklamakta ve anlamaktadır. Aydınlanma çağı filozofu Hegel için diyalektik vetire, muhaliflerin mücadelelerini ve de birliğini sağlamaktadır. Muhaliflerin bu ittifakı ve uyuşumu, oluş vetiresini de beraberinde getirmektedir. Hegel felsefesini sistemli hale getiren de , bu vetire (diyalektik) ve bütünlüktür.
Alman Aydınlanması, aydınlanmaya başta sanat ve kültür olmak üzere ilk tenkidlerin sahası olma hususiyetini de taşır.
Alman romantizmi insanın yaratma hürriyetinin önündeki her şeye karşı durur.
"En iyi kural, kuralsızlıktır" diyen romantikler, insanın duygularını, hayal gücünü hayata geçirmesini ve insanı düzeltmenin cemiyeti düzeltmekle olabileceğini savunurlar.
Alman romantikleri oyun ve düğün şarkıları, ağıtlar, eğlendirici fıkralar ve kahramanlık destanlarıdır.
Romantizmin doğuşunda, Aydınlanma projesinin fiilen çöküşü, Aydınlanmanın cemiyet, ahlâk ve siyaset teorisinin kifayetsizliğinin farkına varılması büyük bir tesir yapmıştır. Bu sebeple, Romantikler Aydınlanmanın katı ve kuru ilimciliği yerine estetik bir tavır sergilemişlerdir.
Romantikler, aklın yaptığı bütün ayırımların suni olup, gerçekliği parçaladığını ve anlaşılmaz hale getirdiğini savunur. Başka bir ifadeyle, romantizmde rasyonel analiz ya da tecrübi tetkikin yerini sezgiye ve duyguyla beslenen güven, ilmin yerini tabiat felsefesi alır. Kainatı canlı, sürekli ve dinamik bir bütün olarak görürler.
insanın tabiat karşısındaki durumunu üstünlük ve hakimiyet münasebetinden ziyade, insanı tabiatın bir parçası olarak dile getirirler.
Romantikler, aydınlanmanın cihanşümul'luğu yerine milliyetçiliği öne çıkarırlar. Müsavi fertlerden oluşan ancak an'anevi köklerine bağlı bir cemiyet ideali oluştururlar.
Romantizmin en mühim ilk temsilcisi Johann Gottfried von Herder (1744-1803) kabul edilebilir (Frühromantik). 1832’te tanıştığı Goethe ve diğer Alman romantikleri üzerinde tesirli olmuştur.
Dilin Menşei Adlı çalışmasında, ilmin ancak lisan vasıtasıyla ortaya konulabileceğini tebarüz ettirir. Bu duygu ve düşüncenin birbirinden ayrılamayacağı anlamına gelir.
insanlık Tarihinin Felsefesi çalışmasında, tarihte, belirleyici unsurun umumi olarak insan değil de, şu ya da bu türden insanın umumi hususiyetleri olduğunu savunan ve bu iddiasıyla da, aynı zamanda antropolojinin babası olarak görülen Herder, organik bir tabii istihale görüşü geliştirmiştir. Bu anlayışa göre, tabiat da tarih de, sürekli olarak dönüşen, yani oluş hali içinde olan sahalardır.
1808’de yayınladığı Faust, şiirli bir anlatım ile Mefisto-şeytan sembolü üzerinden, insanın mevzu bahis olduğu eserinde, insan hata yapsa bile, sürekli iyiliğe döndürüleceğini vurgulamıştı.
Schiller ise eserlerinde hürriyet, isyan, tabiat, ihtilal gibi romantiklerin yaslandığı temel kavramları inkar etmeden, tarih vak'a'sını zenginleştirmiştir. "Haydutlar", "Hile ve Sevgi", "Mary Stuart" ve "Wilhelm Tell" gibi eserlerinde despot idareye başkaldırma temalarını işleyen Schiller'in bu tarihi temayülü, daha sonraki Alman romantiklerini de geliştirmiştir.
Sanat, Barok ve Rokoko
Barok, görkem, abartılı hareket duygusu ve net gözüken detaylarla karakterizedir. (Caravaggio (Erken Barok), Nicolas Poussin, Peter Paul Rubens,, Rembrandt, Velazquez)
18. yüzyılın başlarında Fransa'da bir sanat hareketi ortaya çıkan Rokoko Aydınlanma çağı sırasında Barok devirden doğmuştur. Bu tarz, Avrupa üst sınıflarının hazcılığını sembolize eder. Aristokrasi içerisindeki flört ve melankolik aşk temalarını işleyen bu cereyan akıldan ziyade duygulara hitap eder, derinlikten çok güzellik ön plandadır.