ben bu yazıyı kendime yazdım

entry9237 galeri video17
    8172.
  1. Adettendir, yılın son günü olunca bir şeyler karalanır. Anılar çekmecelerden çıkar, birisi bir şiir okur, o da yetmezmiş gibi kar yağmaya başlar. Cüzdandaki son para sigara için çıkarılır, el titrer, üstüne bir de popkek alınır. Immm...limonlu olunca almamak imkansız. Dünyaya mutfak penceresinden bakıp uzak hayaller kurulur. O kadar uzaktır ki hayaller, kırıldığında hiç ses duymaz olur insan. En güzeli o değil mi? Risksiz hayal, umutsuz hayat, beyaza dönük gece. O gecelerde kim bilir neler olur? Gelecek planları, geçmiş gün sayımları, geçim derdi ve daha birsürü şey.

    Şarkısız olmaz elbette, derinden gelen o acayip musikiler, saatler. "eskiden olsa"lı milyonlarca cümle, eskiye olan her şeye özlem, eksiksiz bir eski yadigarı olan küçük ama etkili dram dolu evler. O evlerdeki yemekler, çaylar, televizyonlar. Yaşamanın gerektirdiği "biri" olma hali. Bazen anne, bazen eş, bazen baba, arkadaş, işçi, öğrenci, müdür olunur. Evet, yaşarken her an herkese dönüşebilir insan. Yerine göre saygı, yerine göre sövgü ve çokça sevgi. Bazen o sevgiler ağır gelir, taşıyamaz olursun. Yükünü hafifletmek için bir ses, bir nefes ararsın. Paylaşıldıkça çoğalsın diye değil aslında, yorgunluğun az da olsa dinsin diye. Çünkü tek başınalık bu kadar sevgiyi kaldıramaz, çünkü tek başınalık sevgiler, sevgililer ve sevişmeler için yanlış bir adres. Öyleyse ne yapmalı? Her şeye rağmen alıp bağrına basmalı, gitmesin diye sıkı sıkı sarılmalı, kemiklerini hissedinceye kadar. Evet, yalnızlığın kemikleri var, ne yana dönsen batar. (ruhun şad olsun cahit zarifoğlu!) iyi bakılmayı, iyi beslenmeyi ve iyi saklanmayı hak ediyor. Hoş, son kullanma tarihi geçen her şey gibi o da zamanla raflardan kaldırılmaya mahkum.

    O halde yolun sonu nereye varıyor? Düşünmemeye çalışıp, kahraman olma sevdasına kapıldıkça ne oluyor? Yalnızlık bile çekip gittikten sonra çıldırmamak için ne yapmak gerekiyor? En yakın sağlık kuruluşuna başvurup derdimizi anlatsak, annemizin uygun gördüğü, "münasip"liğiyle nam salmış biriyle evlensek geçer mi her şey? En az üç çocuk yapıp, "kaynımgillere oturmaya" gitsek hakikaten geçer mi? Öyleyse şuraya hemen bir nikah masası koyalım, birkaç yalancı şahit, biraz limonata ve biraz da kuru pasta. Teşekkürler memur bey, evet nikah cüzdanı tabi ki bende kalacak. Yuvayı bir dişi olarak benim yapacağımın en kalender belirtisi bu cüzdan. Onsuz naparım?

    Dört bir yanımız sahte kutsallıklarla çevriliyken hevesim kursağımda kalıyor. Sonra bir bakıyorum, aslında bir hevesim de kalmamış. Daha fazla para, daha fazla insan, daha fazla mutluluk için mi? Ne için, nasıl hevesleneyim? Hunharca heves satın alabileceğim, maximum kartımla taksit yaptırabileceğim bir mağaza yok mu? Bu ne biçim 21.yüzyıl? Her şey varken, neden o yok? Peki. Eğer olur da öyle bir yer açılırsa numaramı bıraksam beni arar mısınız? Çok teşekkür ederim şimdiden.

    Teşekkür etmelere, özür dilemelere, seni seviyorum'lara doyamayan, aslında hiçbir şeye doyamayan milyonlarca insanız. Yaşayıp gidiyoruz, koşturuyoruz, sabahları erkenden kalkıp işe gidiyoruz, hiç tanımadığımız o büyük patronlar, daha da patron olsun diye kendimizden geçiyoruz. Kurumsallaşarak, gülümseyerek büyüyoruz. Alıyoruz, satıyoruz, tüketiyoruz ve daha fazlasını yapabilelim diye yine kalkıp kar kış demeden işe, okula, eve gidiyoruz. Arta kalan zamanımızda kitap okuyup, sinemaya giderek müthiş aktivitelere imza atıyoruz. Yediğimiz yemekten, içtiğimiz kahveye kadar "paylaş"ıyoruz. Beğeniyoruz, ekleşip güzelleşiyoruz. Yalan yok, insan kendini iyi hissetmek istiyor her daim. Fakat bunlarla, nereye kadar? Siz daha iyisini yapana kadar, en iyisi bu mu? Ona da tamam. Küsüp oynamasam, yataktan hiç çıkmasam olmaz mı? Öyle de olmuyor, böyle de olmuyor. Ama biz farkında olmadan sadece bir kere yaşayacağımız hayat koşarak uzaklaşıyor. Heyhat! Arkasından el sallamaktan başka çare yok, pişman bile değiliz. Sitem etmeye hakkımız yok.
    4 ...