Artık bedenimize küçük gelen bu çocuk elbisesi, "nankör" der, "bir zamanlar kötü havalarda seni koruyup ısıtmadım mı?" O çürümüş balık; "Beni neden yemek istemiyorsunuz, beni denizden çıkarmadınız mı?" der...O sevdiğimiz koku; "Bir zamanlar ben koklamayı sevdiğin bir güldüm." der. Ceset: "Ah, seni ne çok sevmiştim!" der. Manastır da kişioğluna "Ona medeniyet getirdiğini" söyleyecektir. Evet fakat bütün bunların tek bir yanıtı var: "Evet ama, bir zamanlar..." Ölen şeyleri sonsuza kadar yaşatabileceğinin hayalini kurmak, hükümetleri mumyalaştırmak, sakat doğmaları önlemek, sandukaları yaldızlama, yıkılan manastırları tekrar yapmak, boş inanları beslemek, tutuculuğu güçlendirmek, kiliselerdeki kutsal su kaplarını ve kılıçları yenilemek, manastırları askeri güçle donatmak, parazitlerin çoğalmasıyla beraber toplumun kurtuluşuna inanmak, geçmişi zorla günümüze yüklemek, bütün bunlar çok çelişkin fikirler... Ama böylesi fikirlere yandaş olan geniş yığınlara yayılan bir yöntemdi bu. Siyah bir ineği beyaza boyar ve alın işte size beyaz bir inek derlerdi: "Bos cretatus."