Bu yazı sana çok uzak iki şehri birbirine bağlayan bir yol üzerinde yazılmakta.
Yine sensizim.
Sabahları uyanıp gözümü açtığımdaki gibi, öğlenleri tavamda krebimi çevirip domates doğradığım gibi, akşamları bomboş sokaklarda ritimsiz adımlarla çapraz adımlarla yürüdüğüm gibi sensizim şu anda da.
En çok ne zaman yalnızım biliyo musun?
Güzel bi şişe şarabın mantarını açmaya gücüm yetmediğinde, yağmur yağdığında bacaklarımı uzatıp izlediğim filme ağladığım ve başımı yastığa koyduğum günlerde, balkonda sigara içmeye diye çıkıp ceket almadığım için titrediğim günlerde ve
Yatağımda yatarken içeriden tıkırtı geldiği için korktuğum günlerde.
Hayatımı böyle yalnız, böyle sensiz geçirdiğim için kendime kızıyorum bazen.
Bir yandan da hayret ediyorum. Çocukken hayaletlerden deli gibi korktuğu için yıllarca geceleri odasının ışığı açık uyumuş ben, şimdi evde tek başına bir hayaletle yaşıyorum.
Beni üzen belki de bu. Yaşıyo ve nefes alıyo olmana rağmen içinde bulunduğum durum bi ölünün mezardan kalkıp gelmesini beklemekten farksız. Neden bir türlü yanımda olmadığını anlamıyorum.
Korkuyorsun işte hayatıma girmekten. Hem de deli gibi korkuyorsun. Bırakıp gelsen her şeyini, her şeyini kaybedeceğini bildiğinden korkuyorsun. Göze alamıyorsun hiç olmayı.
Halbuki herkesten ve her şeyden uzaklaşıp, dünyanın hiçi benimse her şeyim olmanı çok isterdim.
Bu yolculukta da bana eşlik eden hayaletine sarılıp uyuyacağım şimdi sevgilim. Okuduğun için teşekkürler, iyi geceler...