Tutuklandığında zaten ciğerlerinden hastaydı.
Tekirdağ Devlet Hastanesi'ne sevkedildi, gayet iyisin denildi cezaevine geri gönderildi.
Durumu kötüleşince bu sefer psikolojisinin bozuk olduğu söylendi.
Sevkedildiği Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde psikiyatrik muayene neticesinde sağlığının yerinde olduğu söylenerek yeniden hapse yollandı.
Bir süre sonra komaya girdi. Yedikule Araştırma Hastanesi'ne gönderildi. Hiç bir teşhis konulamadı ve sağlığı yeri olduğu söylenerek yeniden cezaevine gönderildi.
Daha sonra sevkedildiği Bayrampaşa Devlet Hastanesi ve Haseki Hastanesi de sağlığının yerinde olduğunu söyleyerek kendisini cezaevine geri gönderdi.
Bayrampaşa Devlet Hastanesi'nde şuuru kapanınca bir kez daha gönderildi ve sonuç değişmedi. Sağlığı yerindeydi ve tekrar cezaevine gönderildi.
Bitkisel hayata girdi. Tekirdağ Devlet Hastanesi'ne bir kez daha sevk edildi. Oradan da Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne sevk edildi.
Nihayet burada teşhis konuldu. Kanser olmuştu. Ama hastalık bütün iç organlarına yayılmıştı.
Ergenekon terör örgütünün kasası diye tutuklandığında yandaş medyada "zengin işadamı" diye tanıttıkları Kuddusi Okkır'a Ergenekoncu olduğu için tedavi imkanı dahi vermemişlerdi. Ne hastanelerin vicdanı vardı ne da gazetelerin... Hastane hastane süründürürken sürekli sağlıklı raporu verip durdular.
Öldüğünde iddianamesi dahi yazılmamıştı. Bu yüzden hangi suçla suçlandığı bile belli değildi. Sadece yandaş basın "Ergenekon" örgütünün kasası olarak tanıtmıştı. Oysa cenaze aracının parasını bile haberi takip eden gazeteciler ceplerinden ödediler. Öldüğünde 19 bin lira vergi borcu vardı.
Sağlık sistemimimiz mi kötü yoksa basınımız mı haysiyetsizliğe büründü? Ortada hukuk olmayınca hangisinin daha kötü olduğunu tespit etmek imkansız. Ama her olayda dine, allaha sığınanlardan o gazetecilerin, o hakimlerin, savcıların ve doktorların geceleri nasıl uyuduklarını gerçekten merak ediyorumç