demokrat parti kurulduğu andan itibaren, tüm muhalif kesmi etrafında toplamıştır. partinin kırsal kesimde arttıdığı örgünlenme uygulamaları ile, sadece muhalifler değil, muhafazakarlar, liberaller ve muhalif sol kesimde demokrat partiye yakınlık göstermeye başlamıştır. demokrat parti halkın açık yarasını tespit etmiş, tek partili baskıcı yönerimlerden bıkmış usanmış durumdaki halk tarafından desteklenmiştir. bu durum cumhuriyet halk partisi ni deşiklik yapmaya mecbur bırakmış, mayıs 1946 da yaptıkları olağanüstü kurultayda tek dereceli seçim sistemine geçilmiş ve parti başkanının seçimle gelmesi kararları alınmıştır. bunu takiben chp hükümeti çeşitli alanlarda da liberalleşme adımları atmış, basın kanunu bir şekilde değiştirilmiş, üniversitelere iç işlerinde özerklik tanınmış, cemiyetler kanunu değiştirilerek, derneklerin ancak mahkeme kararıyla kapatılabilecekleri esası getirilmiştir.
tek dereceli seçim esasını getiren milletvekili seçimi kanunu 5 Haziran da kabul edilmiş ve bir yıl öne alınan genel seçimler 21 temmuz 1946 tarihinde bu kanuna göre yapılmıştır, yine de şeffaklık sağlanamamış, çoğu yerde baskı ve hile yapılmış, cumhuriyet halk partisi nin 395 vekiline karşı demokrat parti sadece 66 vekil çıkartabilmiştir.bu seçimlerden sonra, atılan her adım, iktidarların halkın iradesi ile olması gerektiğini bilincini kuvvetlendirmiş, dönemin tüm siyasilerini daha demokratik adımlar atmaya zorlamıştır.
demokrat parti, 1947 yılının başında topladığı ilk kurultayında, türkiye de demokrasinin gerçekten kurulabilmesi için vatandaş özgürlüklerini kısıtlayan yasaların kaldırılmasının, yargı denetimi altında oy gizliliğini sağlayan bir seçim kanunu çıkarılmasının ve cumhurbaşkanlığının parti başkanlığından ayrılarak devlet başkanlığı makamının tarafsızlaştırılmasının şart olduğunu belirtti. kurultay sonunda, bu esaslara dayalı ve hürriyet misakı adlı bir rapor kabul ve ilan edildi.
bu rapor sayesinde yaşanacak olaylar ile, cumhurbaşkanı, tarafsız bir konumu kendi girişimiyle benimseyerek, hem çoğulcu demokrasinin gerçekleşmesi hususunda içtenliğini gösterecek, hem de devlet sistemi içinde cumhurbaşkanlığı makamının demokrasinin gereklerine uygun bir kurumlaşmaya dönüşmesi yolunda ilk adımı atacaktı. ayrıca siyasal muhalefet de herhangi bir baskıya uğramaksızın güvenceli bir statü içinde iktidar mücadelesi yürütebileceğinden emin ve rahat olacaktı. cumhuriyet artık, hiç değilse siyasal çoğulculuğu resmen kabullenmiş oluyordu.
rapor, demokrat parti nin, halkın, toplumun talepleri doğrultusunda ve tamamen toplumun bekasına yönelik bir yönetim için yapılan tespitler ve isteklerden oluşuyordu. vatandaşın hak ve özgürlükleri, demokrasi, toplumu etkileyecek kararların toplum tarafından lınması ilkelerini kapsıyor, özgürlükçü ve demokratik bir ülke olmanın esaslarına dair betimlemelerden oluşuyordu.
lakin bu rapor, halk partililerce hoş karşılanmadı. dönemin başbakanı recep peker, ulu orta demokrat parti taraftarlını aşşağılıyor, gerekli hallerde devlet otoritesini uygulayacağını söyleyip halkı ve demokrat partilileri tehdit ediyordu. adnan menderes in dokunulmazlığının kaldırılması talebi, bardağı taşıran son damla oldu. gerek parti yetkilileri, gerek medya halkı galeyana getiriyor, taşkınlıklar artıyor, gerginlik doruk noktasına ulaşıyordu. yaşananlar üzerine dönemin cumhurbaşkanı 12 temmuz tarihinde bir bildiri yayınladı. tarihe 12 temmuz beyannamesi olarak geçen bildiride, ismet inönü, iktidara ve muhalefete eşit mesafede kalacağının garantisini veriyordu. hürriyet misaki çok partili rejimin kabulu bakımından, bu beyannamenin yayınlanmasını sağladığı için başlangıç noktası olarak kabul edilmektedir...