Daha önce saatleri ayarlama enstitüsü'nü okuma şerefine nail olmuştum. Ayıptır söylemesi, bir senede ancak bitirebildim. O zamanlar kelime dağarcığım bin kelime ile sınırlıydı ve okuma kültürüm de yoktu. Ahmet hamdi'yi anlamak için önce çerez niyetine şeyler okumak gerek demek ki. Fakat çerez niyetine okunacak şeyler de eser gibi eser olmalı. Mehmet kaplan "eroine alıştırılan gibi kolay, hafif, sudan yazılara alıştırılmış okuyucu kütlesi için bu yazıların okunması ve anlaşılması güçtür." demiş, ahmet hamdi'nin yazdıkları hakkında. Huzur, belki de artık "okuyan" bir insan olduğum için daha sade geldi.
Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir; asıl mesele, hayatımızı verebilmektir. Baştan aşağı bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip, oradan tek bir ruh olarak çıkmaktır!
Nuran'ı iskelede beklemek, gecikince gözü saatte kalmak, kahramanımız için ayrı hazlar oluyordu. Mizah edebiyatlarının belli başlı mevzuu olan kadınların bekletmek huyundan erkeklerin bu kadar şikâyetçi olmasına şaşıyordu. Nuran'ı beklemek ona çok lezzetli geliyordu. Her şey lezzetliydi, ucunda Nuran bulunmak şartıyla.