fazla yakınlığın uzaklık getirmesi

entry1 galeri
    1.
  1. --spoiler--
    demek ki insanlar birbirine ancak muayyen bir hadde kadar yaklaşabiliyorlar ve ondan sonra, daha fazla sokulmak için atılan her adım daha çok uzaklaştıyor.
    --spoiler--

    kürk mantolu madonna'da geçen, kanun niteliğinde olmamasına karşın hemen herkesin başına gelen ya da doğadan kazandığı çıkarımlar sonucu ulaştığı kaçınılmaz sondur.

    ilişki nezdinde fazla yakınlığın getirdiği en büyük olumsuzluk kuşkusuz, gidişatın beklenti dahilinde olması ve şaşırtma, heyecanlandırma ihtimalini ortadan kaldırması. nihai son ise genliğin değişmemesi nedeniyle insan ruhunda uyku-sıkılma modunu aktif hale getirmesi; monotonluk kavramının derinlik kazanmasıdır. birleşim noktasında ise bizi izafi değerlendirmeye kapalı ilişkiler, renk uyumları, ses dizilimleri vs. gibi kavramlar karşılar.

    yakınlıktan kastedilen, fiziksel temasın ya da muhabbet aralığının sık olması değil. burada yakınlığın laubaliliğe, öznelliği bozacak türden, göze-kulağa ve ruha rahatsızlık verecek cinsten samimiyete dönüşmesidir.

    ilişki içinde bu durum, çiftler arasındaki muhabbetin kalitesiyle ve birbirilerinin özeline gösterdikleri saygı mertebesiyle açıklanabilir. sevgi ve değer vermenin son yörüngesinde serbest gezen o elektronu da hakimiyeti altına almak isteyen taraf, uzaklaşmaya başlamanın ilk tohumlarını da ekmiş olur. örneğin daha anlaşılır hali; sevgi, kıskançlık, koruma ya da adı her ne ise o olan duygu sebebiyle karşındaki insanın, onu '' o '' yapan ve asla değiştirilmemesi bir yana burun dahi sokulmaması gereken en mahrem konularına, davranışlarına ya da ilgi alanlarına müdahale edilmesi nedeniyle, daha çok yaklaşma eğiliminin uzaklaşmaya sebebiyet vermesidir. bu yüzden ilişkilerde herkesin, karşısındakinin uzak durulması gereken kişisel yaşama alanının sınırlarını çok iyi sezinleyip, haddini aşmaması lazım.

    doğadan örnek verecek olursak örneğin, renkler. onca renk arasından her ne kadar hiç sevmediğimiz renkler olsa da, bazen pastel ya da metalik bir çalışma sayesinde o hiç sevmediğimiz rengin dahi güzel bir varyasyonunu görebiliyoruz. lafın kısası şu ki, tüm renkler tek tek ele alındığı vakit bir yolunu bularak göze hoş gelebiliyor. hatta aralarında, şu an örneğini vermeyecek olsam da klişe olan renk uyumları var. modadan uzak kalan bir insan olsanız dahi, bir gün kendinizi çok seksi hissetmeniz adına, sırf birbirlerine çok yakın renkler diye sarı pantolon üzerine turuncu gömlek ve hepsinin üzerine de kırmızı bir mont giymezsiniz. nedeni kesin olan uyumsuzluk. çünkü renkleri birbirine haddinden fazla yaklaştırdınız ve malesef ki sarının turuncuya ve turuncunun da kırmızıya herhangi bir saygısı yoktur. oysa ki sarının kırmızıya gayet uyumu vardı. *
    seslerden örnek verecek olursak; mesela notalar. aynı oktav içerisinde yer alan 8'lik nota diziliminde birbiriyle muazzam uyuma sahip ikili, üçlü hatta dörtlü kombinasyonlar var. ancak notaları '' c- c# - d - d# - e - f ''gibi birbiri arasında hiçbir aralık bırakmayacak şekilde tuşlarsanız ortaya çıkan iğrenç, ruhu sıkan, beyni yoran tam anlamıyla kulak tırmalayıcı bir gürültü kirliliğinden başka bir şey olmaz. neden ? tahammül seviyesinin sonuna gelen oluşumlara hükmetmek uğruna onları birbirine keyfiyetle yaklaştırmaya, bir arada tutmaya çalıştınız. evet, bir arada durdular ancak uyumu kaybettiler ve bu yüzden ruhsal olarak uzaklaştılar.

    biraz uzaklık, en azından iki şey arasındaki sınıra saygı duyabilecek kadar uzaklık mutlak yakınlığı sağlayacaktır. daha çok tanımaya, daha çok bir araya getirmeye ve daha çok hükmetmeye çalışmaya gerek yoktur. ** *
    6 ...