laiklik

entry1360 galeri video4 ses1
    173.
  1. avrupa'da lakiklik kavramının yerleşmesi ve ona duyulan ihtiyaç,kilisenin yalanlarının ortaya çıkması,sınırsız sermaye birikimi önündeki hukuki engellerin kaldırılması ve ulus-devlet sürecine giren toplumlarda homojenizasyon sağlanması amaçlarına matuf olmuştur.laiklik kavramı,kilisenin yüzyıllardır savurduğu "avrupa,dünya'nın merkezidir", "dünya tepsi şeklindedir", "günahları çıkarmak için günah işleyenleri yakınız" gibi onlarca yalanın su yüzüne çıkması ve kapitalizmin önündeki engellerin kaldırılması ile hayat kazanmıştır.

    oysa Türkiye'de lakiklik kavramının ortaya çıkışı,böylesine bir ihtiyaca dayanmamakla birlikte,kahir ekseriyeti islam'ın bir sosyal,ekonomik ve siyasi bir organizasyon olmasından memnun Türk milleti'nin pek de beklediği ve arzuladığı bir gelişme olmasa gerektir.bunu da şuradan anlıyoruz;"ankara hareketi"isimli kadro,yani istiklal Harbi'nin öncü kadrosu,istiklal Harbi'nin veriliş amacının "Din-i islam'ın,hilafetin,saltanatın ve milletin istiklali olduğu"nu her fırsatta dile getirmiş ve bu sayede geniş halk kitlelerinin desteğini almıştır.

    istiklal Harbi'nin ardından batılı devletlerle imzalanan lozan antlaşması(her ne kadar musul-kerkük gibi oldukça tartışmaları konuları barındırsa da)tanzimat fermanı'nın birçok bakımdan ortadan kalkması anlamını taşımaktadır.tanzimat fermanı'nda gayrimüslim ve Müslümanların her konuda eşit olacağı ilan edilmiştir.ama lozan antlaşması,"azınlık"kavramının içine sadece gayrimüslimlerin katıldığını ilan eden maddeler de barındırır.yani,gayrimüslimlerin azınlık sayıldığı bir ülkede ,bir bakıma asli unsurun Müslümanlar olduğu ilan edilmiştir.bu arada,1921 yılında çıkarılan men-i müskirat kanunu(içkinin yasaklanması)gibi kanunlar da,dini bir düzen kurulacağı kanaatini toplumda oldukça güçlendirmiştir.

    ancak,bürokrat kadronun gücü tamamen ele geçirmesinin ardından merkezden muhite(yukarıdan aşağıya)bir modernizasyon süreci başlamıştır.buna rağmen,1921 ve 1924 Anayasaları'nda(kanun-i esasi) "Devletin dini Din-i islam'dır"ibaresi yer almaktadır.bu dönemde hilafet kaldırılmıştır,ancak "hilafetin tbmm'nin yetki alanında mündemiç(içselleştirilmiş)olduğu"belirtilerek,bir bakıma hilafet kurumu meclis'e aktarılmıştır.

    bu sürecin ileriki dönemlerinde,yönetici kadronun tepeden modernleştirme anlayışı hız kazanmış ve 1927'de Devletin dini Din-i islam'dır ibaresi çıkartılmış,1928'de de laiklik prensibi getirilmiştir.ve bu prensip,"değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez" olarak adlandırılmıştır.

    sözün özü odur ki,avrupa'da laiklik kavramı bir ihtiyaca ve halkın desteğine binaen ortaya çıkmış,bizim topraklarımızda ise tamamen yönetici ekibin inisiyatifi doğrultusunda ilerlemiş ve oldukça sert önlemlerle pekiştirilmiştir.nitekim bu dönemde seçimden ya da halk iradesinden söz etmek mümkün değildir,serbest fırka ve terakkiperver fırka'nın ömrü pek sürmemiştir.özellikle serbest fırka,2 hafta dolmadan 120000 üyelik başvurusu almış,izmir mitingine -onca engellemelere ve polis baskısına rağmen-50 000'in üzerinde kişi katılmıştır.hatta bu mitingde polisin ateş açması sonucu çocuğu ölen bir baba,çocuğunun cesedini serbest fırka başkanı ali fethi bey'in ayaklarının önüne atarak:"oğlumu sana kurban verdim,gerekirse yeni kurbanlar da veririz,yeter ki kurtar bizi,kurtar!"feryadı,o dönemin yönetimine duyulan tepkinin açık göstergesidir.ama bu parti de,benzerleri gibi yönetimden gelen baskılar sonucu kapatılmak zorunda kalınmıştır.

    bir kavramın millet nezdinde kabul görmesi,o kavramın millet tabanında birikime sahip olmasıyla mümkündür.ama laiklik kavramının türk milleti'nde böyle bir tarihsel ve sosyal birikime sahip olmayışı,bugün de dahil yaşadığımız sıkıntıların temelini oluşturmaktadır.
    1 ...