Evim gibi, evimden ote bir sey gibi benimsedigim koku. Ve hatta house olan degil, home olan ev gibi.
En icten dilegimi bir hastane odasinda dilemistim. Tek basimayken. Tanri ile basbasayken. SOylersem gerceklesmezdi, ben de kimseye soyemedim. Ama yasamaktan bile cok istedigim bir sey vardi. Gercek aski bulmak.
Benden tam on yas kucuk bir kiz cocugu ile tanistim ayni hastanede. O losemiydi, kat kat sansliydim ondan. Benim sansim onun olsun isterdim.
Renkli kagitlardan bin tane kus yaparsan dilegin gercek olur dedi bir gun bana. Yapalim oyleyse dedim, annemden istedim. Bir suru renkli kagit alip getirdi bize. Ben bilmiyordum yapmayi ama damar yolu her daim acik sag eliyle elimden tutup ogretti bana nasil kus yapildigini.
Bin tane kus yapamadik. Dileklerimizin ortasinda yasama veda etti ve bir kus olup gitti kucuk kiz. Butun o kuslar, tam 492 renkli kus odamdaki en buyuk kutuda durur hala.
Bugun odami toplarken aklima geldi. Actim kutuyu. Once yuva kokusu, sonra kucuk kizin bir tutam kalmis saclarinin kokusu esti odamda. Bir huzun, ki boyle huzun gorulmemistir, sicak bir ulkede usutur insanlari.
O kiz, gozde'ydi ismi, bir kus simdi. Gozlerinden opsun ruzgar.