tam 3 saattir bu yazıyı yazmaya çalışıyorum ve bu sanırım beşinci denemem.
artık kafamı toparlayamıyorum ve bu gece kafamı toparlayamamamdan bahsedeceğim size.
amına koyayım böyle işin. artık beyin nöronlarımı bile hissedemiyorum, çizim yapayım diyorum, illustrator'ü açıyorum, ekrana bakıyorum, manipülasyon yapayım diyorum saatlerce photoshop'ta boş ekranı izliyorum. hadi biraz edebi şeyler yazmayı deneyeyim diyorum artık o da olmuyor. ona olan sevgimin yanında ölü doğacak olan bir öfkeye gebe kaldı kalbim, artık durduramıyorum.
bugün dayak yesem keşke dedim. sokakta omuz atan karacalılara arkamı dönmeme rağmen hiçbiri hayırdır bile demedi. ya gel kardeşim, ağzımı yüzümü kır istiyorum işte. gel bi döv, valla karşılık vermem diyemiyorum ama anlamasını da istiyorum. sanırım ben hatayı insanlara susarak birşeyler anlatmaya çalışarak yapıyorum.
gözümün altı çökmüş, sakallarım siyah ben sarışın olduğumdan fark etmeyip sakalın gölgelendirmesinden sanıyordum. sakallarımı kestim bugün, o beni bıyığım ve sakalım arasında bir yerleri öptüğü günden beri ilk defa bıyığımı kestim. yüzümün çöktüğünü daha da fark ettim, göz altlarım diyordum, morarmaya başlamış.
ellerimin titremesi artıyor bu aralar, ailem "ne kullanıyorsun" diye saçma bir soru sormaya başladı. diyemiyorum ki "özlemek" diye bir uyuşturucu var "sevmek" adlı alkole katıp içiyorum ardından da "sen" adlı cigaramı tüttürüyorum. diyemiyorum seni özlediğimi, "unuttu benim oğlum tüm acılarını" diyen anneme diyemiyorum "ben onsuz ölürüm" diye. "unuttum tabi ya" deyip gülümsemeye çalışıyorum ama geçen yakaladım benim hakkımda konuşuyorlardı, annem unutmamış deyip sigarasını içiyordu ve gözyaşı süzülüyordu.
ailemle bağımı koparır oldum. günde yarım saat, kahvaltı yapıyormuş gibi göründüğüm o masada görüşüyoruz. ağzıma çay, kahve ya da su'dan başka bir de sigara giriyor. yemekten kesileli zaten bi 20 gün olmuştu. arada annemin ağzıma tıktığı pilavlar, çorbalar da giriyor, ne yalan söyleyeyim. eriyip gitmem değil de, onsuz bir hayata alışmak, daha da iğrenç.
çok değil, bundan 2 ay önce salakça bir inatlaşma olmasaydı belki de eğitim bilimleri testinde onun annesinin adını görünce kafam hayallere dalmayacak, belki geride kalan bi 40 soruyu işaretleme şansım olacaktı. belki o gereksiz ayrılık, bunca hasret ve acılar olmayacak, ben başarılı bir öğretmen olup senle mutlu yarınlara koşacaktık.
güzel insanların kalbini kırıp iğrenç insanlarla arkadaşlık etmenden anlamalıydım güzel olan şeyleri bitirip kötü şeyler yaşatacağını. bana bakışlarından fark etmeliydim artık sevmediğini. sahte sevgi sözcüklerine değil de kıvırmaya çalıştığın "bıktım bu çocuktan" lafına inanmalıydım. benle baş başa kalmaktan kaçıyor olmandan fark etmeliydim bizim asla eski biz olmayacağımızı. ya da mezuniyet öncesi "istemiyorsan gelmeyeyim" demenden ya da iki kere kendini sildirmenden ya da benle dans ederken adam gibi gözlerime bakmıyor olmandan. benle gurur duymuyor olmandan anlamalıydım.
gecenin itirafı ise ne biliyor musun? muafiyet verip 1. sınıfta not girilmeyen inkılap dersini verip o matematiği tek ders olarak alabilecekken bunu kasıtlı olarak yapmayıp bilerek sınıfta kaldım. çünkü tek derdim sen olsaydın emin ol sana daha da zararlar verirdim ya da kendime verirdim çoğunu bilemiyorum.
sen şimdi arkadaşlarınla bir gece vakti bensiz kahve içiyorsun. aklında bile yokum, gece olduğunda belki bu siktir boktan yazıları "hiç bilmiyormuş gibi yapacağım" demene rağmen okuyacaksın, belki de ilk defa bana verdiğin bir sözü tutacaksın ve okumayacaksın. bunun zerre önemi yok. önemli olan beni oradaki insanlarla kahve içmek için terk etmiş olman. sahilde kimle olduğunu bilmediğim insanlarla şarap içmek için terk etmiş olman. sırf daha önce "gereksiz" dediğin insanlara laf kondurmamak için terk etmiş olman. sırf ben o şehirden gidiyorum diye terk etmiş olman. en önemlisi bana sevdiğini söyleyip gözlerime bakıyorken, kafanda bana olan sevgini sorguluyor olman.
halbuki ben senle o çanakkaleye gelmek istiyordum, yanımda kalsan öğretmen olacaktım, ülkeyi gezecektik seninle, belki ülke dışına çıkacaktık. sen bu hayatı seçtin. hayat senin hayatın lafım yok ama kimse seni ömrünü verecek kadar sevmeyecek. çünkü senin ruhunu kimse kendi ruhu gibi yaşamayacak. kimse sana alışamayacak, faklı iç dünyanda barınamayacak. senin sıradışı ruhunda barınabilecek tek insan bendim, terk ettin.
terk ettin beni kadın, hani dedin ya "cefasını ben çektim, sefasını başkası sürecek" diye. ben senle sefa sürdüm ve sensiz cefamı çekiyorum. sen bana "beni bunaltıyordun" dedin o kadar. bak şimdi hayatını yaşıyorsun, kim çekmiş cefayı, kim sürmüş sefayı?
mutlulukların en güzelini yaşatmış olabilirsin ama yaşattığın bu mutsuzluk hepsini örtüyor. belki senin aklına geçmişteki güzel günler geliyordur ama benim aklıma gelemiyor. her düşündüğümde "acaba o zamandan mı başladı sevgisizliği" diyorum. beni ilk öptüğünde benden tiksindin de mi böyle oldu? ya da seviştiğimizde ya da başka ne boklar yediysek? ne yaptım hala anlamıyorum. anlamayacağım. senle vakit geçirmeye çalıştım, beni ittin, bunalttın dedin, terk ettin. gerçekten anlamlandıramıyorum. gitmeme bir kaç hafta kala benle görüşmek istemiyor olman sevgisizlikse neden ayrılırken "sevdiğini" söylüyorsun.
sen bir yalancısın. sen beni hayatımda binlerce kez kandıran bir dolandırıcısın. benden hayatımı, geçmişimi, en güzel yıllarımı çalan, benden geleceğimi çalan bir dolandırıcısın. şimdi al bu kafayı sepete ekle, bin bir türlü mavra söyle. ben her gece o tren garında ağladığım gibi ağlıyorken sen annemin yanından çıkıp hiçbir şey olmamış gibi yürüdüğün gibi yaşıyorsun artık. helal olsun sana, çok güzel seviyor taklidi yapıp heveslerini yaşıyorsun.