16 yıldır aralıksız çalışan bir kadınım. Evlenmeden önce de çalışırdım.
Yıllarca bir dişinin çalışmasının kadın için gerekli, saygın ve etkin olabilmesi, eşine muhtaç olmaması!, çocuğunu daha iyi şartlarda büyütebilmesi, hiç yoksa sosyalleşebilmesi için olmazsa olmaz bir durum olarak gördüm.
son yıllarda fikirlerim tamamen değişti.
Kadının yeri, evidir! evet bu cümleyi bana söyleyen kim olursa olsun gırtlağına yapışabilir hatta feministliğe yakın tepkiler verebilirdim eskiden ancak gerçek düşüncem artık gerçekten bu. Kocama muhtaç olmayacağım diye, 50 kişinin çalıştığı en az 5 kişinin üstüm olduğu, ve her canı sıkıldığında bana karşı afra tafra yapıp, eleştirmeye hakkı olduğunu sanan densizlerin lafını çekmek zorunda bırakıyorum kendimi. Çocuğumun istediklerini alabileyim diye onunla geçireceğim zamanı parasıyla satıyor ve senin için diyerek onun varlığından dolayı çalışmak zorunda olduğumu çocuğuma aşılıyor suçluluk hissetmesine sebep oluyorum.
bir ay önce istifamı verdim. Yerime birisini bulur bulmaz işleri devredip ayrılacağım.
Kocama muhtaç olmak! kötü bir şeymiş gibi görüp yıllarca hem çalışıp hem ev işiyle kendimi parçalamış hepsinden önemlisi evladımla geçirmeyi hayal ettiğim güzelim yılların içine sıçmış, aldığım şık kıyafet ve oyuncaklarla yokluğumu telafi edeceğimi sanmış bana ihtiyacı varken yanında olamamışım. Ama fark ettim ki aslında benim onun yanında olmaya ihtiyacım var. Kocanın reis olmasının bana hükümranlık kurmak demek olduğunu düşünmüş, güya güçlü kadın olmaya çalışıp her şeyi yapan kadın olmuşum. Halbuki sadece eş, kadın ve anne olmak yeterliymiş. Bilememişim. Güçlü kadın, ezilmez kadın, haklı kadın, hakkı kadının desinler diye diye kendimi kaybetmiş, en küçük bir dinlenmeye zaman bulamamış, çocuğumu tanıyamamış, kendimi dinleyecek vakti bile kendime vermemişim.
Demem o ki; çalışan kadın kendine eder. başkasına değil!