yıllardır aile dostu olduğumuz mustafa amca ve ailesi bizim alt katta otururdu. hasbelkader tanıştığımız mustafa amcanın kızı sedef ten epey hoşlanmıştım. gel zaman git zaman ailelerin kaynaşmasıyla bu kıza iyice alışmıştım. bir sinyal verse hemen konuya dalıp çıkma teklifi edecektim. ama kendisi ne istediğini bilmeyen o kızlardan biriydi..
onun odası benim odamın hemen altındaki odaydı. geceleri herkes uyuduktan sonra mors alfabesiyle seni galiba çok seviyorum ben diye laminant zemine kalın ince şekilde vurmuşlugum vardır. "galiba"yı anlasa o anda reddederdi ya neyse işte.
günlerden bir gün sedef in annesi pazardan geliyordu. çarşı arabası diye bilinen üstüne envai çeşit sebze meyze doldurulup bir ucundan eve çekilen aracın lastiği kırılmış. ben de dersaneden eve geliyorum o sıra. sedefi de evden çağırmış kadincagiz. hepsini taşıyamam yardım etsin diye. hay hoca ek ders koysaymiş da o günü yaşamasaymışım.
kadın beni görünce
"callo evladım şu karpuzu eve çıkarsana?" demez mi?
dedi amk. karpuz da öyle hasmetli bir karpuz ki has diyarbakir midir nedir? karpuzun önünde buda diye taparsin amk. o kadar büyük. zaten bir kere bu karpuzdan alsan 7 sülaleye yeter. hah işte öyle bir aile mirası olacak bir karpuz. çarşı arabasının tekerini kıran suçlu bu karpuz değilse ben de bir bok bilmiyordum.
tam o sırada sedef de apartmanın kapısında belirmişti. ıkına ıkına da olsa o karpuzu taşıyacaktım. karpuzu kucağıma almak istedim eşek ölüsü ağırlığın ne demek olduğunu anlamıştim. seyit onbasi bu karpuzu o bataryaya yerleştirse denizde tsunami olurdu yeminle.
karpuzu aldım, sedef in annesi,
"oğlum çok ağırsa bırak." dedi.
"oluğg mu teyzzz" diyebildim. amk konusamiyordum. böğrüme oturmuştu karpuz nefes alamiyordum anasini satiyim. hatta çarşı arabasındaki 3 kilo salataliği sağ serçe parmagima 5 kilo patetesi de sol serçe parmağıma aldım. sırf sedef ne kadar güçlü olduğumu ve ne kadar yardımsever olduğumu anlasın diye.
hay aptalligimi sikeym. götü çikacakmis gibi yürüyen birinden ya da ishalmış de altina yapicakmış gibi yürüyen birinden niye hoşlanirsin ki? kim hoşlanir amk?mantigimi da siz sevin işte.
o değil de bu kadar malzemeyi pazardan alan sedef in annesi bir savaş hazırlığında falandi galiba. stok mu yapiyordu ne yapıyordu bilmiyorum..
sedef yüzünde dünyanın en güzel tebessümüyle elindeki 2 ekmeği taşıyordu yanımda. ben de içimden bildiğim bütün duaları okuyordum. allahim rezil olmayayım bu kez diye duamı bitirdim amin dedim.
4. kata çıktığımızda 1 kat daha kalmıştı, arkadan sedef bir şey diyordu ama duymuyordum. zaman ağır çekimde ilerliyordu sanki. sedef in sesi aradaki mesafede dalgalanıyormuş da benim kulaklarimda anlamsiz titreşimlere sebep oluyormuş gibiydi.
5. kata çıktigimda zafer çığlıkları attim içimden. kapının önüne karpuzu bıraktım. kapıyı açan annemdi.
haaa siktir.
meğer bizim eve taşımışım karpuzu. amk şimdi kim tekrar o koca karpuzu yüklenip 1 aşağı kata taşıyacaktı..
son gayret karpuzu tekrar kucakladım, ağır ağır bir kat aşağı inmeye başladım. sedef kapılarının önünde gülümseyerek bekliyordu.
"şasirdin galiba." derken dişlerinin beyazlığından gözüm kamasmisti. ne kadar da güzellerdi..
tam o sırada kendimi bir kuş kadar hafif hissetmiştim. ilk önce sedefe duyduğum sevgiden olduğunu sandım. lakin gerçekten bir kuş gibi havada süzülüyordum..
ayağımla merdivene basarken arada bir basamak atladigimdan sedeflerin evinin kapısına yüzüstü yapışmam saniyeler içinde oldu.
gülümseyerek kalkmaya çalıştım, boynum ve götümde inanilmaz bir acı hissettim.
sedef gülüyordü. diyecek bir şey bulamayınca "neyse ki bir kimseye bir şey olmadı. üstüne dusebilirdim de." dedim. keşke üstüne dusseydim diye iç geçirdim.
sedef eliyle merdivenleri gösteriyordu. birileri hemen az önce merdiveni kırmızıya boyamısti galiba. biraz daha dikkatli bakınca 30 kglik karpuzun yarılmiş bir halde yuvarlanmakta olduğunu gördüm.
gözlerim dolmuştu, ellerim kirlenmişti. üstüne üstlük sevdiğim kız bana gülüyordu..