gecenin notu

entry239 galeri
    19.
  1. insanlar, bir şekilde içinde bulunduğu durum, zaman ya da mekandan sıkılan bir canlıdır. Mesela ben Çocukken hep bir olayım olsun isterdim. O zamanlar okuduğum roman karakterlerinin problemlerine benzer probemlerimin olmasını ve ben de o problemlerin çözümü için çabalamak isterdim. Çocukluk işte. Halbuki hiçbir roman karakterinin ne acıkmak, ne duş almak, ne oyun oynamak, ne de fatura ödemek gibi insani ihtiyaçları yoktu. onların acılarının yanında benim acılarm lüzumsuz ve yavandı.

    Ama büyüyor insan. Büyüdükçe anlıyor bunları ve her türden insanı anlayacak kapasiteye geliyor. anlıyorum ben hepsini. Yaşamak varken, bilinmezlik varken intihar etmek isteyenleri de anlıyorum. Ya da anladığımı varsayıyorum. yağlı urganı boynuna geçirip sandalyeye tekmeyi basanları, glock'un namlusunu ağzına sokup tetiğe asılanları, jiletle bileklerini dik kesenleri, çok yüksek bi yerden aşağı atlayıp zeminle öpüşenleri. her birini.

    onların eyleme döktükleri şeyi ben bunca yıldır dökemediğimden olsa gerek. düşüncede kusursuz gelen bu eylemin pratikte sırıtacağını hissettiğimden ya da. aslında benim telaşım şıklıkla. ağıza sokulup çekilen bi' tetikten sonra dağılmış bir kafatası ve yüz neye yarar? kim ibret alır böyle bir ölümden, kim ilham alır? kötülükten, vahşetten, terörden ve acıdan ilham alınsaydı eğer, bu boktan dünyanın çoktan şirinler köyüne dönmüş olması gerekirdi.

    şıklıktan beslenmeli bence her şey. ölüm ve doğum mesela. savaş ve barış. sevgi ve şefkat. şehvet.. Çünkü şıklıktan yolu geçmeyen hiçbir şey onurlu gelmiyor bana. acizlikten kaynaklı bir ölümdense, doyum sonrası gerçekleşen gerçek bir ölüm daha asil geliyor bana. Doyumsuzluktan kaynaklı bir öfkedense, doyumdan dolayı gerçekleşen bi' sancı daha manalı.

    Mesela ölüm düşüncesi gündüzleri gelmez aklımıza genelde. Bu yüzden ölüme karanlığı yakıştırdım hep. bir kadına en çok beyazı yakıştırdığım gibi. aşka gök mavisini yakıştırdım, şehvete kırmızıyı.

    hayata ölümü yakıştıramadım ama hiç. aşkın kapısına gittim Kendimi bırakarak. aşık olunan kişiyle beraber kahvaltı yapmayı düşündüm. Film izlemeyi, film izlerken abur cubur yemeyi ve öpüşmeyi.. Sevişmeyi düşündüm onunla, tenine dokunmayı, beraber uyumayı, uyanmayı.
    sonra intihar edenleri düşündüm. beraber film izleyecek bir sevdikleri olmayanları, ölümcül bir hastalığa yakalanmış kıvranırken yalnız kalanları/bırakılanları, aşkla kavrulurken doya doya öpüşemeyenleri.. Ve hayatın adil olmadığını büyüdükten sonra anladığında, Çocukken okunan romanlardaki karakterlerin o sorunları senin için bi anlam ifade etmemeye başlıyor artık. Çünkü içinde bulunduğumuz hayat çok gerçek ve katı. O yüzden eğer imkanlar varsa, çok geç olmadan yaşanılmalı.
    26 ...