kapitalizm

entry1440 galeri video21
    113.
  1. avrupa'da sanayi devrimi'nin ortaya çıkmasıyla birlikte ortaya çıkan üretim fazlasını "nasıl pazarlarız"endişesiyle ortaya çıkan kavram,çelişkiler yumağı,kötü niyetler bileşkesi.

    sanayi devrimi'nin -özellikle dönemin büyük devleti britanya'da-büyük bir sanayi üretimi fazlası vermesi ve iç talebin bu üretimi karşılamaması sonucunda yeni pazar ihtiyacı arayan avrupa,ürünlerini pazarlayabilmek ve bunu meşrulaştırabilmek için önce teoriye ihtiyaç duymuştur.adam smith,tam da bu aşamada devreye girer ve bakın ne kadar masum(!)ve sevgi dolu cümleler sarfeder:"bireylerin amacı,karlarını maksimize etmektir.zaten bireylerin kendi karları için çalışması,devletin de refahını artırıcı birşeydir.dolayısıyla bireyin ticaretinin önündeki tüm engellerin kalkması demek,devletlerin refahının da artması demektir." bu veciz(!)cümleleri elbette birey mirey için değil,basbayağı sistemin yeni versiyonu için etmiştir a.smith,bu teorisine "klasik iktisat teorisi"denmektedir."laissez faire,laissez passer"(bırakınız yapsınlar,bırakınız geçsinler"cümlesiyle özetlenebilecek bu olgu,bireyin refahı artacak kılıfına bir güzel yerleştirildikten sonra pratiğe geçmiştir.

    kapitalizmin en büyük iddiası olan "serbestlik",aynı zamanda onun en büyük açmazıdır.çünkü serbest piyasa demek,kurtlarla kuzuların aynı piyasada rekabet edebileceğine inandırmak oldukça saçmadır.serbestleşme olgusu her zaman daha güçlü olanın atılım gücünü pekiştiren bir unsur olarak belirmiştir.bu durum da küçük yatırımcıyı ve sanayileşememiş orta sınıf tüccarı tüketmiştir,büyük daha büyük,küçük daha küçük olmuştur moda tabirle.

    yine adam smith'in ortaya attığı iddiaya göre kapitalizm demek "an invisible hand divits"yani "görünmez el müdahalesi" demektir.buna göre piyasalar belli bir kurum tarafından yönetilmemektedir,süreç kendi kendini yönetme sorumluluğunu üstlenmektedir.bu iddia oldukça çürük ve mesnetsizdir.piyasanın tek bir elden yönetilen bir olgu olmadığı doğrudur,lakin bunu yönetenlerin kimlikleri ve nitelikleri oldukça belirgindir,hiç de kıyıda köşede değildirler.bu "invisible hand"lerin kimi zaman meclislerde güçlü lobileri,kimi zaman çok okunan gazeteleri,kimi zaman çok satılan çikolataları,kimi zaman çok sağlam arkalı akrabaları vardır ve bütün bu kişiler birbirlerinin tavuğuna kışt demeyen büyük yatırımcılardır,aralarına yeni bir dev katılacağı zaman bu başka bir devin tasfiyesini gerektirir.kısacası kişiler değişir,ama işleyen sistem asla değişmez.

    dünyanın neredeyse her döneminde kapital ve para önemli kavramlar olagelmişlerdir.ancak wallerstein gibi birtakım uzmanların ifadesine göre bu dönemin ayırıcı vasfı,sonsuz sermaye birikiminin ana hedef olması ve kutsanmasıdır.

    bu sistem yıkılacak mı?

    wallerstein abimize sorulacak olursa,kapitalizm 25-50 yıl arasında nihai krizini yaşayacaktır.bunun sebepleri ise kabaca şunlardır:

    büyüyen çevre sorunları,fabrika atıklarıyla bu sorunu körükleyen dev şirketler önünde büyük bir sorun doğuracaktır.çünkü sebep oldukları korkunç çevre tahribinin kendi ceplerinden düzeltilmesi demek,karlarında büyük bir sıkışma olması demektir,bunu göze alamazlar.ama maliyetlerini dışsallaştırıp bunun bedelini doğaya ve hükümetlere,dolayısıyla halklara yüklemeye edvam ettikleri takdirde de çevre sorunu sebebiyle dünyanın ömrü iyice kısalacak ve bu maddi-manevi bedele halkların sabrı kalmayacaktır.

    diğer bir sebep ise,işçilerin kentleşmesidir wallerstein'e göre.eskiden şirketler köylerden topladıkları ve az maaşa çalışmaya razı olan insanlarla istihdam sağlarken,dünyanın kırsallıktan çıkarak yüzde 70lerin üzerindeki dünya kentli nüfusunun artması ve işçilerin maaş zammı taleplerinin doruğa yükselmesi sebebiyle az maaşa razı olmamaya başlaması sorun olacaktır.şirketler işçilere zam yapmayı kabul ederse karlarını kısacaklar,kabul etmezlerse de yakın zamanda dev grevlerle ve istifalarla sarsılacaklardır.

    birkaç sebep daha sayıyor wallerstein ve sistemin 25-50 yıl arasında çökmeye mahkum olduğunu iddia ediyor.lakin ismet özel'in bu konudaki bir tesbiti konuyu daha da karmaşıklaştırıyor zihinlerimizde:"bir sistemin yıkılması ve yerine yenisinin gelmesi için,o sistemi yıkma iradesi gösteren insanların zuhur etmesi gerekir".bu tesbite hak verirsek-ki vermemek mümkün değil-,rahatını bozmayı sevmeyen ve bir şekilde yaşayabildiği müddetçe risk almaktan ve bedel ödemekten kaçınan insanoğlunun çok da doğru bir tutum izlemesini beklemek mantıklı olmayacaktır.bu durumda,bir sistem yıkılsa da yerine geçecek düzenin eski düzen ile bir mahiyet farkı olmayacaktır,karın maksimizasyonu ve sonsuz sermaye birikimi öncülü ile hareket eden neo-kapitalizmi doğurabilecektir,bunun da yeni bir sistem olmasından elbette söz edilemez.
    1 ...