geçen sene erzurumda -evet o her türlü pisliğin yobazlığın döndüğü lanet şehir- bu sene de antalyada yapmaya çabaladığım ibadet. bakın çok ilginç erzurumda bahar havasında görece daha erken okunan ezanla mis gibin oruç tutmak kulağa daha hoş gelse de kazın ayağı öyle değil malesef. iftara kadar ölü bir şehirde bildiğin insanların evine kapandığı dükkanların açılmadığı bir yerde hayat durmuşcasına oruç tutmak sanki insana ibadet ediyormuş gibi değil de depresyona girmiş yemeden içmeden kesilmiş biri gibi hissettiriyor. hissiyatı ve heyecanı öldürüyor anlayacağınız. yemeği içmeyi geç deli sıcakta manken gibi rusların sokaklarında gezdiği antalyada ise razaman çok daha ramazan gibi geçiyor. yaşamı öldürüp oruç tutmak sanırım bizden istenen ibadetle alakası yok.