ölüme gömüldük biz.
ölümle biz de gömüldük üstelik..
tarih gerçekleri yargılarken ,
yalan yere idam edildik.
kulagımızda çınlıyordu son nefes,
dilimizde bu dünyaya ait olmayan bi tat vardı..
Zaman dardı ve bitmek bilmeyen işkence saatleri başlamıştı,
Kimsesizliğin acısı ile sızlayan yüreğimiz..
ve kimsenin hatırlamayacağı hatırlasa bile umursamayacağı isimlerimiz kalmıştı geriye
bi adım kalmıştı geriye..
soguk bi taş üstündeki adım..
senin onun şunun bunun adı gibi,
sadece adım..
ama geri adım atmadım,
yürüdüm ölümün soğukluğuna usulca..
kimse farketmedi ve kimse görmedi beni kurumuş yaprakların gözlerinden başka.
yeşil bir örtüye sarınmış koşuyordum sanki sonsuzluğa,
ne arkama bakma telaşı ne de yorulma endişesi,
yürüdüm...
yürümüştüm hep çünkü..
yürümeye ayarlanmıştı sıg ruhum.
bedenim de yoktu artık kendime bile söz geciremiyordum,
rüzgarla arkadaş oldum,
geceyle sırdaş.
toprak en güzel şarkısını benim için söylüyord.u
memleket hasreti çeker ya insan.
işte öle özlemişti bedenim toprağı.
o soguk mizacına ragmen,
sıcacık karşılamıştı ruhumu.
uyandım...
gözlerim çakmağı aradı kalktım
bi sigara yaktım
duraksayınca uzun uzun
ruhum içimden çıkıverecek sandım.
sagıma döndüm ordaydın,
işte o zaman hayatın güzel, ölümün zor oldugunu anladım..
çünkü öyle çok seviyordum ki seni ölmek mutfakta biriken çöpü atmak gibi zahmetli bir işmiş gibi geliyordu,
üşeniyordum...
Seni yalnız bırakmaktan korktuğum kadar hiç bir şeyden korkmuyordum...
edit: kendi başlıgım değil mi sonuna kadar sömürürüm.