hayatımda biri vardı, bazen vardı bazen yoktu ama gönül rahatlığıyla çocuklar büyütebilecek kadar yıllık bir ilişkimiz vardı. Çok zaman hayatında başkası olduğuna şahit oldum, ilişkilerinden çok zaman haberdar oldum. O da benim hayatımda olan biteni hep bildi. Başkalarına rağmen bi şekilde devam edebildik, çünkü birbirimize her zaman tertemiz etmiştik ortalığı. Birbirimizi hiç başkasının pisliği üstüne koymadık kalbimizde, bedenimizde yahut ben öyle sandım. Çünkü ben en sevilesi insanları dahi bu ağır aksak ne idüğü belirsiz ilişki için her defasında bitirmiştim içimde, kafamda, zaten zar zor yer edinen kalbimde. Sonra bi gün gene başladı her şey, çok zor olaylar yaşadıktan sonra. Aslında ben nasıl affedildiğimin şaşkınlığındaydım, hep kendimi içimden bu kez beni gerçekten sevdiğini anladığına, artık olgunlaştığına, sevmeyi öğrendiğine vs. düşüncelere ikna ediyordum. Yaklaşık iki üç hafta geçirdik beraber, birbirimize hiç olmadığımız kadar saygılı, ben hiç hissetmediğim kadar değerli hissediyorum falan. Ama bi terslik var, normalde dikkatimi hiç çekmeyen şeyler dikkatimi çekmeye başlıyor, huzursuzlanıyorum. Bana eski fotoğrafları yolluyor, yanında eski sevgilileri olan. Silmemiş o fotoğrafları da, iyice huzursuzlanıyorum. Ki çok kotu günler yaşadığım oldu bu ‘ilişkiler’ yüzünden. Her neyse bir şekilde hallediyoruz problemi. Ben kendimi sakinleştiriyorum çünkü onun böyle durumlarda durumu körüklemek dışında becerebildiği bir teskin yöntemi yok. Kusura bakma diyorum, ben eskiden çok kotu günler yaşadım senin yüzünden hatta muhtemelen aldattın da beni diyorum. Görmediğim fotoğraflar da vardi, muhtemelen bizim kısa dönemli ayrılıklarımızda çekildi onlar diyorum. Hala ayrılıklarımızda çekildiğini düşünerek en iyi niyetlerimi kullanıyorum. Biliyorum suiistimal edilecek ama aksiyle yüzleşemem, geçmiş dahi olsa. Neyse bir şekilde üstesinden geliyoruz hadisenin. Ben normalde hiç bakmadığım bir şeylere bakıyorum onun profilinde, normalde hiç girmediğim bir yere giriyorum, normalde hiç dikkatimi çekmeyen yorumlar dikkatimi çekiyor. Susuyorum. Sabah söyledi daha, ben seni hiç aldatmadım dedi; böyle düşünecek kadar da haksızlık edemezsin ona ve sevgisine saçmalama diyorum. Sonra bu kez benim yanlış anlamama ihtimal vermeyecek kadar az göreceli bir fotoğrafa denk geliyorum. Gene de soruyorum; bu ne? Tek beklediğim yanlış anladın cevabi, ne söylese inanırım. Doğru ya da değil ne söylese inanırım çünkü ihtiyacım var çünkü aksine gücüm yok çünkü yüzleşmek istemiyorum bu durumla bir daha. Aldığım tek cevap oflamalar oluyor. Yapılabilen hiçbir açıklama yok. Tek cevap oflamalar. Sabırla bekliyorum; yahu bana bir şey söyle! Offfffffff. Onu değil başka bir şey söyle. Ooooffffffff. Sonra saldırmalar başlıyor, ne anladıysan o gibi. Ama ben bunu güvensizliğime kızgın oluşuna bağlıyorum, hala biraz başka ihtimalleri göz önünde bulundurup bekliyorum. Soruyorum, gerçekten mi? Zorlaştırma istersen cevabini aldığım an kaybol diyorum kendime, kaybol burdan yoksa darmadağın olursun sen. Susuyorum sonra. Hala biraz umudum var, bu kotu cevapların bu duymak istemediğim şeylerin sebebine dair hala kendimi kandıracak açıklamalarım var neyse ki. Kızdı tabii ki, daha sabah ne konuştuk. Sonra gitmeye karar veriyorum, gitmem gerekiyor. Sana inanmıyorum çünkü bu kadar aşağılık bir insan olduğunu bilirsem güçlü kalmam çok zor oluyor diyorum, gidiyorum ama böyle bir şeyin olmadığını varsayacağım diyorum. Sonra hiç istemediğim bir anda konuşmak durumunda kalıyorum yeniden onunla, o başlatıyor bu kez. Gereksiz kelamlar edilen bir müddetten sonra konu gene oraya geliyor, benim gene denk geldiğim bir yorumla. Uzunca bir mesaj atıyorum, şimdiye dek inanmamıştım onu görene kadar inanmamıştım diyorum. Defalarca soruyorum ona, neden nasıl? Cevap versin hiç istemiyorum ki. Hiç ama. Asla dayanamam. Nasıl yüzleşirim? Ben asla hayatında olduğumda başkasını düşünebileceğine ihtimal vermemişim, kendisi söylemiş bunu defalarca. Kendisi inandırmış beni böylesine, suçum ne? Her şeyimi vermişim, her şeyi yapmışım. Suçum ne? Hiçbirinin önemi yok, neden ve nasıl. Hiçbirinin. Sen mi yaptın bunu diyorum, aklım almıyor çünkü. Sen bunu bana mi yaptın? Bunu bana sen mi yaptın? Gerçekten sen mi yaptın bunu yahu bana? Sen mi? Bütün gecelik sessizlik. Sonra sabah o Allah in belası mesajı atıyor, her şeyi doğrulayan. Son kez hoşçakal diyişini bana, biliyor buna rağmen bok gibi bitiriyor sonunu. Bitiremiyor. Mesajı bile bitirmekten aciz birinden yılların ilişkisini güzel bitirmesini beklemek? Ağlayarak uyuyorum o gün, ağlayarak uyandığım sıralardan birinde okuyorum mesajını sabah karşı. Ağlayarak uyuyorum tekrar. Ağlayarak uyanıyorum. Faydası yok ki, içime koyduğu bu zehri atmanın ondan kurtulmanın bir yolu yok. Varsa da o ağlamak değil. Kendime geliyorum biraz, okula gidiyorum. Arkadaşlarım var çok şükür, okulum, bölümüm, ailem. Geri kalan her şey o kadar yolunda ki haksızlık edemiyorum hayatıma böyle bir insanın acısıyla mahvedecek kadar. Gene de gün içinde derste dahi apansız aklıma geliyor, gözlerim doluyor. Ağlamak istemiyorum, kalkıp gitmiyorum dersten. Sınıfta ağlamanın beni düşüreceği salaklığı bildiğim için susuyorum sadece, yoksa koridora çıkar bağırırım herkese çünkü öyle biraz yardımı olurmuş gibi geliyor. Hayır. Zar zor akşamı ediyorum, normalde yapmayacağım şeyler yapıyorum aksama kadar oyalanmak için. Düşünmeye bir başlasam beynimi durduramam biliyorum. Bütün güzel anları hatırlarım, bana bu sefer olduk biz be diye keyifle arkama yaslanmama sebep olan bütün anları. Eve dönüş yolundan sapıyorum. Yokuş yukarı bir yol var, iki sene onca gene yaşatmıştı bana hemen hemen aynı şeyi. Onu öğrendiğimde de ben aynı bu yoldan yürümüştüm. Ondan beri de ilk kez bu yoldan yürüyorum. Biraz şaşırıyorum kendime ama sonradan tabii. O an düşünecek durumda değilim. Radyoda kötü şarkılar çalıyor, değiştiriyorum. Neredeyse seni bana getirecek olan o şarkı çalıyor. Yürüyorum. Yol ayrımlarında düşünüyorum, rotam yok. Sadece içimdeki zehri atmak planım var. Devam ediyorum. 3 senedir bu semtteyim, hiç görmediğim yollar görüyorum sayende. Yine kötü şarkılar, ayarıyla oynuyorum radyonun. Yine o şarkı. Allah belasını versin böyle şansın diyorum ama her seferinde de dinliyorum. Ağlamıyorum hiç. Ara ara gözlerim doluyor, sakinleşiyorum. Yere bakıyorum, gökyüzüne bakıyorum. Aklıma tek tük kelimeler geliyor. Masumsun, bağımlıyım, son kez, evet yaptım. Kendimi düşünmekten alıkoymam lazım, ne yapıp edip. Yoksa dayanamam. Sana artık tek kelime etmemem lazım, senden duyacağım hiçbir şeye gücüm yetmez. Eve geliyorum iki saate yakın yürüdükten sonra. iliklerime kadar buz kesmişim, akşamın soğuğuna uygun giyinmemiştim. Boğazım, başım ağrımaya başlıyor o zaman fark ediyorum soğuğu da. Eve geliyorum, odamda karanlıkta gene açık radyo ve açık pencere de. Öylece bulutları izlemeye başlıyorum. Ay vardı ve güzeldi yürürken, penceremden görünse diye dua ediyordum. Tek bir yıldız dahi gözükmüyor, bulutlar her yerde. Üflesem dağılır mıydı bulutlar? içimden seninle konuşuyorum. Nasıl yaptın, nasıl yaptın? Sen mi yaptın? Peki ben, seni bunu bana yapmaktan alıkoyabilecek hiç mi bir şey yapamadım senin için bunca senedir? Tek bir anımız yok mu, hayır yapamam dedirten sana bunca seneden? Delirmek işten değil. Frekans geçiyorum, gene o şarkı. Allah belasını versin. Artık ağlıyorum, daha fazla tutamam kendimi. Bir yandan da seninle konuşuyorum, içimden değil bu kez artık sesli konuşuyorum. işte bütün bunları sana hiç anlatamayacakken anlatabilirmişim gibi konuşuyorum. Biliyor musun sen kötü birisin, senin kalbin çok kötü. Aldatmak sadece pisliğin içinde yaşıyorum, bağımlıyım demekle meşrulaştırılamaz. Sen kötü birisin, ben buna ilk defa yürekten inanıyorum ve bunu ilk defa düşünüyorum. Senin kalbin çok kötü.