çok kültürlülük ve türk kelimesi

entry2 galeri
    1.
  1. Türkiye'nin çok kültürlü yapısı başlangıçta aşırı milliyetçi nüanslar taşıyan ve ülke gündeminin gerginleştiği noktalarda bu aşırı milliyetçi nüansa geri dönen 'Türk' kelimesinin de bir süre sonra 'tanımında' çok kültürlülüğü ihtiva etmesini zorunlu hale getirdi.

    Ancak bu tanımında çok kültürlü olan ve savunucuları tarafından da herkesi kapsadığı söylenen kelime; herkesi kapsaması düşüncesinde samimiyetsiz ve üstünlükçü, egemenlikçi olması nedeniyle Türkiye'nin Türk olmayan halkları arasında yaygınlaşmadı. Zaman zaman gerilen ülke ortamında vatan, millet ve hatta laik yapımıza rağmen din ile de ilişkilendirilerek meşru hale getirildiyse de siyasi sakinleşme durumunda tekrar başa dönüldü.

    Anadolu tarihini 1071'den sonraki Müslümanlaşmasından bu yana yapısını özetlemeye çalışalım. Uzun bir dönem boyunca bu bölgede yaşayan Hristiyan Rumlar ve 1071'den önce Anadolu'da yaşayan Hristiyan Türklerden oluşan bir topluluktu. Selçuklu'nun getirdiği ve Osmanlı'nın devam ettirdiği 'toprağı işleyene yıllık vergi karşılığında' veren yapısı bu bölgede popülerlik kazandı ve sistemlerin devamını sağladı. Moğol istilası ile birlikte bölgedeki
    Türk ve Müslüman nüfusu arttı. Yavuz Selim'in hilafet makamını almasıyla da topraklar tamamiyle islam'ın kalbinin attığı yer haline geldi.

    Osmanlı tebaası müslim ve gayr-i müslim olarak ikiye ayrılırdı. Nüfus cüzdanlarında insanların ismi ve dini kimliği yazılırdı. Tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı'da da etnik kimlik uzunca bir dönem ön planda bulunmadı. Fransız ihtilali ile birlikte kendi tebaası içerisinde çoğulculuğuyla yönettiği halkların birer birer isyan etmesi Osmanlı içerisindeki Türk nüfusu ve aydınlarını da kavmiyetçiliğe itti. Aynı şekilde Müslim grubun içerisinde yer alan Kürt ve Arap toplumlarında da bu nüans görüldü.

    Birinci Dünya Harbinin sonunda da her toplum kendi devletini kurdu ve her ülke geçmişte yaşanan şeylerden ötürü içine kapanık, ulusçu ve tarihinden kopuk biçimde zühur etti.
    Türkiye'de önce tarihi isimlerin alınması yasaklandı. Sonra dine dair diğer mefhumlar kaldırıldı. Hatta bir dönem Tarih kitaplarında da islam diniyle ilgili çok sert söylemler bulundu. Ve tüm bunlar da islami hassasiyetlere sahip halkı devletten soğuttu. Mehteran'ın yerine isveç'ten Bando, Mecelle ve Örf yerine isviçre'den medeni kanun getirildi. Yani dünyanın her yerinde yaşanan şeyler Türkiye'de de fazlasıyla yaşandı.

    Ancak Türkiye için ikinci bir durum da söz konusuydu. Her ne kadar Birinci Dünya Savaşından sonra tüm halklar kendi ülkesini kursa da Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde birden fazla ve aynı dine sahip halklar birlikte bir ülke kurdu. Daha doğrusu birlikte bir Milli Mücadele verdi. Kürtler, Sevres Anlaşmasında kendi devletleri kurulacak olmasına rağmen TBMM saflarında savaştı. Lazlar, Çerkezler ve Abhazlar da ''din ve saltanatı yeniden kurtarmak'' amacıyla başlayan savaşıma katıldılar.

    Ancak cumhuriyet çok farklı şekilde tezahür etti.
    Din ve saltanat kaldırıldı. Din bazlı verilen çok uluslu savaşın sonunda etnik bazlı tek uluslu bir yapı kuruldu. 100,000 kişinin kafatası ölçüldü. Mimar Sinan'ın mezarı kazılıp kafatasından Türk olduğuna dair araştırmalar yapıldı. Hatta bu kafatası bir medar-ı iftar sayıldığı için müzeye bile kondu.
    Yurtdışından üstün ırk için damızlık erkek getirilmesinin söz konusu olduğu dönemlerde Adalet Bakanı Mahmud Esad '' Türk bu ülkenin yegane efendisidir, salt Türk soyundan olmayanların sadece köle olma hakkı vardır'' diyordu ve bu sözüne rağmen görevini sürdürebiliyordu. Ve 30 yılı aşkın bir süreç böyle geçerken dini hassasiyetlere sahip grupların iktidara gelmesiyle ortam biraz daha yumuşadı. Ancak bu grupların gücünü yitirmesi ve ihtilaller ile eski yapıya hızla geri dönüldü.

    Türkiye'de bölünme sorununu çözsün diye ortaya konan üst kimlik kavramı, sorunun ta kendisi oldu. Çünkü Türkiye'de bunun öncesinde çok uluslu ve din bazlı yapının bölünmeye sebebiyet vermediği Kurtuluş Savaşı'nın yapısı kanıtlıyordu. Osmanlı ve Milli Mücadele TBMM'si döneminde Doğu bölgesine Kürdistan ve bu bölgeden gelen vekillere Kürd mebusu denmesine rağmen bir mücadele verilmişti.

    Yani bugün tabusal ve dogmatik biçimde önümüze sunulan, konuşulması yasaklanan terimler ülkede birliği sağlıyordu. Peki neye dayanarak bu oluyordu?

    Farklı uluslar ancak ortak olan noktalarının üzerine kurulan devletlerin çatısı altında birleşebilirler. Bu Türkiye'de din ve coğrafya gizi gözüküyor. Ve bu ortak noktaların sonradan eklenemeyeceğinin de en somut örneği Sovyetler Birliğidir. Halkların emek ve rejimde birleştiği Sovyetlerin ömrü bir asırı bulamamıştır.

    Sonuç olarak;

    Türkiye'de somut bir birlik ancak halkların ortak noktalarının üzerinde birleşmesi ve devletin buna yönelik bir yapıya kavuşması ile mümkün olabilir. Türkiye'deki çok kültürlülük, Türk kelimesi ile anlatılamayacak büyüklüktedir. Ve bu kelimenin çok uluslu olduğunu savunan kişiler alt metninde tek ulusluluğu ve bir ulusun egemenliğini, diğer ulusların biat dahilinde yaşayabileceğini savunmaktadırlar.

    Türkiye kendi içindeki en zor dönemeçlerden birindedir.

    --spoiler--
    http://sivildemokrat.blogspot.com/
    --spoiler--
    2 ...