insanlığın varolduğu andan bu yana iki medeniyet çarpışmaktadır. iyinin medeniyeti ile kötünün medeniyeti. Doğru ile yanlışın, güzel ile çirkinin medeniyetleri. Tûba medeniyeti ile zakkûm medeniyeti. Bal ile zehir, inci ile kara taş, sülün ile yılan, kartal ile karga, altınböceği ile akrebin ayrılmasından, çarpışmasından doğan iki medeniyet.
Öbürüne de medeniyet diyorum. Çünkü; o da örgütlenmiş, güçle donanmış, hattâ kendisini haklı görmenin felsefesini düzenlemesini bilmiştir.
Ak inanca karşı “felsefe” adı altında kara felsefeyi, ruha karşı maddeyi, ulviye karşı süfliyi, huzura karşı sıkıntıyı, ahenge karşı kaosu çıkarmıştır kötünün medeniyeti.
Ak medeniyet ile kara medeniyet. Fotoğraftaki negatifin oynadığı rolü oynar karası, akı için. Hikmet bakımından akının bilinmesi için karası da gerekli.
Bu ikisinin çarpışmasından ruhumuzda hakikat lâmbası yanar. Daha doğrusu, kötü, iyinin alevlenmesini sağlar. iyinin kendini bilmesi ve sürekli olarak kendini kurması için kötünün saldırısı lazımdır. Kötü iyiyi, kendi şuuruna vardırmaya yarar.
Biri Peygamberler Medeniyeti, öbürü Şeytanlar Medeniyeti.
Doğu Medeniyeti, Batı Medeniyeti. Burada doğu ve batıyı coğrafî terimler olarak değil, ruhun manevi doğusu batısı olarak kullanıyorum. Yoksa coğrafî anlamda gerçek medeniyet adeta ortada doğmuş, doğuya ve batıya doğru, sapmalar sebebiyle sahte ve düşman medeniyetlere dönüşmüştür.
Gerçek Medeniyetin doğum yeri, bugün Ortadoğu dedikleri bölgemizdir. O medeniyetin tek devamcısı, tek varisi de islâm Medeniyeti’dir.
Batı Medeniyeti dediğimiz Avrupa Medeniyeti, Doğu’nun, hakikatin ve peygamberlerin medeniyeti olan islâm Medeniyeti’nin karşısına dikilmişse, bu, insanlığın doğuşundan bugüne kadar gelen savaşın süreğinden başka bir şey değildir. Yalan, doğrunun, kötü, iyinin karşısına dikilmiştir her zaman. Kıyamete kadar ona bu izin verilmiştir. Ta ki, iyinin ve doğrunun değeri bilinsin. iyi ve doğrunun ucuz olmadığı anlaşılsın.
Ölçü ile aşırılığın çarpışmasıdır bu evrensel çarpışma. Fizikötesi ile fiziğin kavgasıdır bu sürüp giden. insan için önemli olan, hangi tarafa katılacağıdır.
Zehirden acı zakkum ağacının dallarına mı asılacak, yoksa bal yemişli ve renkli tûba ağacının kurtarıcı kollarına mı atılacak?
insan bu kararı kendisi verecektir. Bu seçmeyi kendisi yapacaktır. Cennet ve cehennem, bu kararın ufkunda, bu seçişin içinde.
Medeniyet rengi, sonsuzluğa erişme biçimi bu karar ve seçme tohumunun içinde.
Kader bu karar tohumundan beslenecek ve çiçeklenecek. Sonra da bu tohum, alınyazısının yemişi olarak geleceklere doğru avucumuza düşecek.
insanların hayatlarında olduğu gibi toplum ve kültürlerin, millet ve medeniyetlerin hayatında da bu seçiş ve kararlar temel rolü oynar. Kültür ve medeniyetlerin, toplum ve milletlerin alınyazılarının şifresi olur bu seçiş ve kararlar.
Her saat kader saati olduğu, daha doğrusu saatler kaderin dışında olmadığı halde, kader çizgisinin dışında zaman ve saat bulunmadığı halde ve önceki saatler kendisini hazırladığı ve sonraki saatler kendisini açtığı ve uyguladığı halde, bazı seçkin saatlere kader saati deyişimiz, o saatlerde alınyazısının yoğunlaşması sebebiyledir, bu tohum özelliğini taşıması sebebiyledir. Sembolik bir adlandırmadır bu.
Peygamberler medeniyetinin süreği olan medeniyetimiz, islâm Medeniyeti, Ortadoğu kültürü, günümüzde yine böyle bir kader saatinin önünde gelmiş durmuştur.
Uzun süreli bir kış uykusuna, ölüm uykusuna mı dalacak, yoksa ayağa kalkarak, diriliş baharının yağmurlarına doğru mu yükselecek, işte bunun kararını verme günü gelmiş çatmıştır.
Kaçmak bir kurtuluş olmayacak, batış olacaktır.
Karar verip sabır göstermek, dayanmak ve oluşun bütün çilesine katlanmak, kültür ve medeniyetimizin kader savaşını zaferle mühürleyecektir.