'' Türkiye'de halkın ortalama eğitim düzeyi fazla yüksek olmayan büyük çoğunluğu, demokrasiye sahip çıkıyor; hemen her seçimde ideolojiden uzak, pragmatik, sağduyulu, akla uygun tercihler yapıyor. Buna karşılık ortalama eğitim düzeyi yüksek olan toplum kesimlerinde, en hafifinden "demokrasiye erken geçildiğine" inananlardan tutun, hükümete karşı askerî darbe çağrısı yapanlara kadar uzanan geniş bir "demokrasiden şikâyetçiler" cephesinin varlığı artık iyice gözle görülür bir hal aldı. Denebilir ki, bu paradokslar ülkesinde çok çarpıcı bir eğilim var: Eğitim düzeyi yükseldikçe özgürlükçü ve çoğulcu değerlere bağlılık azalıyor, hoşgörüsüzlük ve dogmatizm artıyor. Sosyal bilim teorilerini altüst eden bu paradoksun nasıl açıklanabileceği hakkında iyi bir fikrimiz var: Anaokullarından üniversitelere Türkiye okullarında verilen eğitimin, eğitimden ziyade endoktrinasyona benzer bir yanı var: Farklılığa hoşgörüsüzlüğü, otoriter bir zihniyeti aşılıyor. Üniversitelerde okuyan gençler arasında ideolojilere bağlılığın, bunca yıllık demokrasi tecrübesine rağmen hâlâ yaygınlığını korumasında bunun mutlaka bir rolü var. Görebildiğim kadarıyla gençlerin ancak bir kısmı okullarda aşılanan değerleri ve bakış açılarını "resmi söylem" olarak kabul ediyor ve alternatif bilgilenme kanallarından (kitaplar, dergiler, internet, vs.) yararlanarak, zihin sağlıklarını koruyabiliyor. Belki bunun için "resmi söylem" gençler arasında tam bir egemenlik kuramıyor. ''